Temel kavramlar - 1
Din, felsefe, mistisizm ve bilimin temel kavramlarını neden doğru bilmek gerektiğini ve sorun, inanç, nicelik ile nitelik, töz, fenomen, akıl ve mantık gibi kavramların basit tanımlarını anlatıyor.
Bu videoda
Din, felsefe, mistisizm ve bilim, yani “hakikatin dört yetimi” ile psikolojinin temel kavramları basit ve kısa tanımlarla ele alınır; çünkü her alanın akademisyenleri bile bu kavramların çoğunu yanlış ya da eksik biliyor, hatta hiç bilmiyor. İnsan, benliğinin farkında olan tek tür olduğu için varoluş soruları sorar; bu sorular sorunlara evrilir ve insan bunlara akıl, inanç ve sezgi gibi yetileriyle cevap arar. Sorun ile açmazın tanımı, dört varoluş sorunu (ölüm ve sonrası, yalnızlık, anlamsızlık, istediği gibi yaşayamamak), her şeyin bilmenin konusu olmadığı ve din, felsefe, mistisizm ile bilimin tanımları bu bölümün ilk konularıdır.
Ardından kavramlar tek tek tanımlanır: inanç; öznel, nesnel ve mutlak; nicelik ve nitelik; tikel, tümel ve tekil; töz ve ilinek; fenomen ve nümen; özne ve nesne; akıl ve zihin. Platon ile Aristoteles'in tümeller konusundaki ayrılığı, Spinoza ile Descartes'ın töz anlayışı ve maddenin en temel parçalarına inildiğinde varlığın birliği bu tanımlara eşlik eder. Klasik mantığın ilkeleri sayılır; kuantum dünyasında ve canlılığın tarihinde görülen sıçramaların ise diyalektik mantıkla anlaşılabileceği, bu yüzden klasik mantığa esir kalınmaması gerektiği vurgulanır. Sorulara verilen cevaplarda kavramlar bilinmeden yola çıkılamayacağı, yola akılla çıkılıp sonra akıldan da çıkılacağı, ama önce aklın, zihnin ve sezginin nerede kullanılacağının keşfedilmesi gerektiği laptopla tost yapılmaz örneğiyle açıklanır; yüksek yapay zekânın kendinin farkında olabilmesinin önündeki engelin teknolojik değil, felsefi olduğu eklenir.
Videonun bölümleri
Bu videodan 17 kesit
Üzerine geldiğinizde kendiliğinden başlar.Ekrana geldiğinde kendiliğinden başlar. Ses için dokunun.
Sesi açTemel kavramları doğru ve tam bilmeye çalışın
Avcıoğlu, insandaki yetilerin en önemlisinin akıl olduğunu söylüyor; ama bu yayını izleyenlerin yüzde 95'inden fazlasının aklın tanımını, akılla zihin arasındaki farkı bilmediğini ekliyor. Bunu bir eleştiri olarak değil, bir tespit olarak söylüyor ve dinleyene, alanı ya da ilgisi ne olursa olsun, insanlığın on bin yılda ürettiği hakikatin dört yetimi denen alanların temel kavramlarını doğru ve tam bilmeye çalışmasını öğütlüyor. Kendisi de bir dost olarak bu kavramları basit ve net biçimde tanımlayacak; bunu zaman kazandırsın diye bir altlık olarak veriyor.
“Hakikatin dört yetimi dediğimiz, insanlığın on bin yılda ürettiği bu alanların temel kavramlarını doğru ve tam bilmeye çalışın.”
Sesi açBilim mi, teknoloji mi?
Avcıoğlu, bugün bu toplumda bilimi ve aklı övmenin sosyal bir statü sağlayan bir retoriğe dönüştüğünü, oysa içi biraz deşildiğinde çoğunun bu konularda bilgisiz olduğunu söylüyor. Bir zamanlar sokakta ve internette, bu işin erbabı sayılabilecek insanlara bilimin tanımını sormuş; yüz kişiden elli altmışa yakını bilim diyerek aslında teknolojinin tanımını yapmış. Oysa teknoloji ile bilim nitelik bakımından birbirinden farklı iki şeydir.
“Teknoloji ile bilim nitelik farklı iki şeydir.”
Sesi açBenliğinin farkında olmak tanrısal bir niteliktir
Avcıoğlu, felsefenin ne olduğunu anlatırken insanın on bin yıldır varoluş soruları sorduğunu, çünkü bu gezegende benliğinin nitelikli olarak farkında olan tek tür olduğunu söylüyor. Ben diyebilen, ben merkezli bir fenomenal dünya kurup yaşayabilen, altı katmanlı dil kullanan, üçüncü dereceden soyutlama yapan bu varlığın ne kadar olağanüstü olduğunu on yedi yıldır yalnızca birkaç avuç insana fark ettirebildiğini anlatıyor. Tanrı'yı arayanlara ise Tanrı'yı deneyimlemenin en basit yollarından birinin bunu fark edebilmek olduğunu söylüyor; çünkü bir şeyin kendi benliğinin farkında olabilmesi bir tanrısallık niteliğidir.
“Bir şeyin kendi benliğinin farkında olabilmesi, bir tanrısallık niteliğidir.”
Sesi açSorun ve açmaz nedir?
Avcıoğlu, benliğinin farkında olan insanın sorduğu varoluş sorularının varoluş sorunlarına evrildiğini söylüyor ve temel kavramlar dersinin ilk maddesi olarak sorunu tanımlıyor: Sorun, insanın aklında ve zihninde planladıklarıyla dıştaki gerçekliğin çatışmasından doğan durumdur; çözümü bulunamayan duruma ise açmaz denir. Ardından insanlığın bugüne kadar topladığı dört varoluş sorununu sayıyor: ölüm ve sonrasının bilinemezliği, her türden yalnızlık, anlamsızlık ve istediği gibi yaşayamamak.
“Sorun, insanın aklında ve zihninde planladıklarıyla, istedikleriyle, kurguladıklarıyla dıştaki gerçekliğin çatışması sonucunda oluşan duruma denir.”
Sesi açHer şey bilmenin konusu değildir
Avcıoğlu'na göre kuşaklar, her şeyin bilmenin konusu olduğu inancıyla, yani şartlandırılmış zihinlerle ve ona uygun bir eğitim sistemiyle büyütüldü; bu yüzden Tanrı'yı, huzuru ya da mutluluğu arayanlar kendilerini her şeyi bilmek zorunda hissediyor. Oysa bu evrende her şey bilmenin konusu değil: Seni doğuran kadının gerçekten biyolojik annen olup olmadığını ya da “seni seviyorum” diyen birinin gerçekte seni sevip sevmediğini yüzde yüz bilemezsin, ama bu sende bir sorun yaratmıyor. Bunu fark etmek insanı en başta rahatlatıyor.
“Bu evrende her şey bilmenin konusu değildir.”
Sesi açDaha ilk düğmeyi yanlış ilikliyorsun
Avcıoğlu, varoluşsal bir aydınlanma yolculuğuna çıkıp yepyeni bir hayat kurmak, ıstıraplı hayattan kurtulup iç dünyasında huzuru aramak isteyenlere seslenerek şunu söylüyor: Kendi yetilerinin tanımını bile bilmeyen ya da yanlış bilen kişi daha ilk düğmeyi yanlış ilikliyordur; bundan sonra kafası karışır, hiçbir şeyi ayıklayamaz ve kaybolur. Bunu bir eleştiri olarak değil, bir tespit olarak söylüyor.
“Kendine ait şeylerin tanımını bilmiyor ya da yanlış biliyorsan, daha ilk düğmeyi yanlış ilikliyorsun demektir.”
Sesi açNicelik ve nitelik
Avcıoğlu, hayatta çok önemli iki alan olduğunu söylüyor: nicelik ve nitelik. Nicelik ölçülebilen, sayılabilen dış yön; nitelik ise bir şeyi o şey yapan, onu diğerlerinden ayıran, ölçülemeyen içsel yöndür. Örnek olarak kuyruksuz maymunlarla insan arasındaki genetik farkın yüzde bir olduğunun söylenmesinin yüzdelerle yapılmış nicel bir kıyas olduğunu, nitelik farkını bilmeyenlerin bunu tek fark sandığını, insanların boyları arasındaki farkın da bir nicelik farkı olduğunu anlatıyor.
“Nicelik ölçülebilen, sayılabilen dış yön demektir; nitelik ise bir şeyi o şey yapan, onu diğerlerinden ayıran, ölçülemeyen içsel yön demektir.”
Sesi açCeylan gözlü sevgilim
Avcıoğlu'na göre sapiensin bu gezegendeki bütün diğerlerinden tek nitelik farkı, benliğinin nitelikli olarak farkında olması ve bunun ona kazandırdığı dokuz on yetidir; üçüncü dereceden soyutlama yapabilmek bunlardan biridir. Hayvanların zihni ve aklı yalnızca birinci ve ikinci derece soyutlama yapabilir: Kurdu görüp kokusunu alan ceylan ikisini birleştirir ve kaçar. Biz ise “ceylan gözlü sevgilim” diyebiliriz; bunu duyan kimse sevgilinin gözlerinin birebir ceylan gözü olduğunu düşünmez, çok güzel gözlü biri anlatıldığını anlar.
“Sapiens'in bu gezegendeki tüm diğerlerinden tek nitelik farkı, benliğinin nitelikli olarak farkında olması ve bunun ona kazandırdığı dokuz on tane yetidir.”
Sesi açTöz nedir?
Avcıoğlu, en çok kullandığı kavramlardan biri olan tözü tanımlıyor: İslam felsefesinde cevher, Kant'ta kendinde şey denen töz, var olmak ve varlığını sürdürmek için başka hiçbir şeye muhtaç olmayan, varlığını kendinden alan şeydir. Zıddı olan ilinek ya da araz ise var olmak için başka şeylere muhtaçtır. Spinoza'nın da tek tözün Tanrı olabileceğini, Tanrı'dan başka her şeyin var olmak ve varlığını sürdürmek için başka bir şeye ihtiyaç duyduğunu söylediğini aktarıyor.
“Sadece kendine muhtaç olan, varlığını kendinden alan ve kendiyle sürdürülebilen şeye töz denir, cevher denir.”
Sesi açEn dibe gittiğimizde hepimiz aynıyız
Avcıoğlu, atomu ve elektronları parçaladığımızda kuantum dünyasının keşfedildiğini, oradan da iki yüze yakın kuantum parçacığın birbirine dönüşerek atomları oluşturduğunu anlatıyor. En dipte kütle sahibi bütün cisimlerin kuarklardan ve leptonlardan oluştuğunu, bunların Higgs alanıyla etkileşerek yavaşladığını ve böylece kütle kazandığını söylüyor. Bir yıldızı, bedenimizi, bir ağacı ya da çiçeği atom altı parçalara kadar kırabildiğimizde hepimizin aynı olduğunu; varlığın birliğinin maddesel olarak da böyle olduğunu vurguluyor.
“En dibe gittiğimizde hepimiz aynıyız. Varlığın birliği maddesel olarak da böyledir.”
Sesi açAklımız klasik mantığa uyumlanmıştır
Avcıoğlu, insanın yaklaşık beş milyon yıllık evrimsel uyumunda aklın klasik mantığa uyumlandığını, bu yüzden farkında olmasak bile neredeyse bütün olayları klasik mantıkla otomatik olarak yorumlayıp bilgi ve yargı ürettiğimizi anlatıyor. Örnek olarak, sabah pencereden kapkara bulutlar ve şimşekler görüp evden çıkacak birinin durup bulutlardaki su buharını ve yoğuşmayı düşünmediğini; nedensellik ve klasik mantık aklın neredeyse ilkesi olduğu için yağmur yağacağını ve şemsiye ya da kapşonlu bir şey almak gerektiğini bir anda bildiğini söylüyor.
“Farkında olmasanız bile aklınız, klasik mantıkla neredeyse tüm olayları otomatik olarak yorumlayarak size bilgi ve yargı üretir.”
Sesi açDiyalektik sıçramalarla ilerler
Avcıoğlu, kabul edilmiş evrim kuramına göre çekirdeksiz hücrenin çekirdekli hücreye dönüşmesinin yaklaşık bir milyar sekiz yüz milyon yıl sürdüğünü, bu süre boyunca dış görünüşte hiçbir değişiklik gözlenmezken dönüşümün birdenbire, ani bir sıçrayışla olduğunu anlatıyor. Evrimcilerle yaratılışçıların ara formlar üzerine kavgasında iki tarafın da klasik mantıkla baktığını, oysa tür patlamalarının ve çöküşlerin diyalektik mantığın konusu olduğunu söylüyor: Diyalektik çöküşler ve sıçramalarla ilerler; nicel yığılmalar nitel çöküşlere ve sıçramalara yol açar.
“Nicel yığılmalar, nitel çöküş ve sıçramalara yol açar.”
Sesi açKlasik mantığa esir kalmayın
Avcıoğlu, klasik mantığın yanında diyalektik mantığı da öğrenmeyi büyük bir kalple tavsiye ediyor. Atom üstü dünyada bile her şeyin klasik mantığa uymadığının görüldüğünü, insanla ilgili konularda, kendiyle ilgili tekâmülde ve yeni bir hayat kurarken yalnızca klasik mantığa esir kalınmaması gerektiğini söylüyor. Çünkü bu evren mana yönünde oldukça diyalektik, insan da çoğu zaman klasik mantığa uymuyor; tekâmül yolunda hata yapanlar, aradıkları şeylerin büyük çoğunluğu diyalektik çalışan bir evrenin ürünü olduğu hâlde yalnızca klasik mantıkla çözüm aramaktadır.
“Sakın sadece klasik mantığa esir kalmayın.”
Sesi açAkıl sana niye verildi?
Avcıoğlu, tekâmül yolculuğuna çıkıp benliğini aşacağını ve yeni bir hayat kuracağını söyleyen herkesin temel kavramları bilmek zorunda olduğunu söylüyor. Felsefe tarihini ezberlemeyi ya da derin analizler yapmayı istemediğini; her gün kullandığımız on beş yirmi temel kavramın tanımını doğru bilmenin yeteceğini anlatıyor. Bunu yapmayanın kafasının karışacağını, üç gün önce kendisiyle ilgili söylediği bir şeyle üç gün sonra çelişkiye düşeceğini, çünkü kavramları bilmediğini söylüyor ve soruyor: Bunu da yapmayacaksan akıl sana niye verildi?
“Bunu da yapmayacaksan akıl sana niye verildi?”
Sesi açMeşhur kibir
Avcıoğlu, bir şeyi bilmemenin sorun olmadığını, çünkü bilmediğini bilenin öğrenmeye çalıştığını söylüyor; asıl belâ bilmediğini bilmemek, hele bilmediğini bilmediğini bilmemektir. O kuyudan çıkmak için çok uzun iplere ihtiyaç vardır ve bunun adı kibirdir: Kişiyi kuyunun dibinden çıkarmayan meşhur kibir. Böyle biri hakikati aramıyor, hakikate sahip olmak istiyor; hakikati bulanın kendisi olmasını istiyor, hakikate köle olmak istemiyor.
“Sen hakikati aramıyorsundur; sen hakikate sahip olmak istiyorsun.”
Sesi açLaptopla tost yapılmaz
Avcıoğlu, asıl meselenin araçları karıştırmak olduğunu söylüyor: Sana harika bir laptop hediye ediyorum, sen onunla tost yapmaya çalışıyorsun. Laptopta tablolar, grafikler hazırlanır; tost, tost makinesiyle yapılır. İnancın, imanın, sezgilerin ve kalbî sezgilerin alanlarına akılla girmeye kalkarsan Kant'ın sana çok sert tostlar yapacağını, teknik bir hesapta sezgisel alanlara girersen de binayı çökertip trafoyu patlatacağını anlatıyor. Mesele, bize lütfedilmiş araçlardan hangisini nerede ve hangi sırayla kullanacağımızı önce keşfetmektir.
“Mesele, bize lütfedilmiş hangi aracı nerede kullanacağımızı önce keşfetmektir.”
Sesi açKullanımı bize bırakılmıştır
Avcıoğlu, dinleyenlere çocukluktan beri yapılmış şartlandırmalardan, zincirlerden kurtulmalarını söylüyor. Bunları ağır bulanlara, sakin ve meditatif bir hâlde, kendilerini vererek dinlemelerini, birkaç destekleyici okuma, dinleme ve kendi düşünmeleriyle her şeyin yerine oturacağını anlatıyor. Sonunda Tanrı'nın lütfunun hepimizin üzerinde olduğunu, kullanımının bize bırakıldığını söyleyip esenlik, şefkat ve aşk diliyor.
“Tanrı'nın lütfu hepimizin üzerindedir; kullanımı bize bırakılmıştır.”



