İçeriğe geç

Sevgili İnsan

Kendini Tanı Hayatı Deneyimle Bütün Ol

Temel kavramlar - 2

Felsefenin ana alanlarını, dogmatik ile skeptik, rasyonalizm ile empirizm, idealizm ile materyalizm, apriori ile aposteriori, zevç, klasik ve diyalektik mantığın ilkelerini ve varoluş ile hiçlik zevcini basit tanımlarla anlatıyor.

Bu videoda

Temel kavramlar çalışmasının felsefe bölümü sürdürülür. Din, felsefe, mistisizm ve bilimin önsel birer kendinde şey olmadığı, insanın on bin yıllık varoluş sorularına cevap ve çözüm arayışında kabul ettiği temel referansa göre verilen cevapların kümelendiği alanlar olduğu hatırlatılır. Varoluş sorularına cevap aranırken önce “kesin bilgi mümkün müdür?” sorusu sorulmuş, kesin bilginin mümkün olduğunu söyleyenlere dogmatik, mümkün olmadığını söyleyenlere skeptik denmiştir; mistik ise bilinemeyecek alanlar olduğunu kabul edip o alanların deneyimlenebileceğini savunan olarak tanımlanır. Felsefenin dört ana alanı (ontoloji, epistemoloji, etik, teoloji) sayılır; bilgi alanındaki rasyonalizm ile empirizm, apriori ile aposteriori, varlık alanındaki idealizm ile materyalizm tanımlanır ve Marx ile Engels’in diyalektik materyalizmi anlatılır.

“Zıtların birliği” yerine “zevçlerin birliği” denmesi önerilir; zevç, birbirini tamamlayıp bir bütün oluşturan zıtlar olarak tanımlanır, dört ilkesi ve duyguların zevç olduğu anlatılır. Ardından klasik mantığın ilkeleri hatırlatılır ve diyalektik mantığın beş ilkesi sıralanır: zevçlerin birliği, zevçlerin karşılıklı etkisi, nicel yığılmaların nitel değişimlere yol açması, olumlama ile yadsıma ve yadsımanın yadsıması, diyalektik bütünsellik. İnsanı değiştirmeye çalışmanın boşuna olduğu, varoluş ile hiçlik, varlık ile yokluk matrisi (dört terimin tanımı verilmeden izleyicinin kendi araştırmasına bırakılır) ve önce tanımanın gerekliliği anlatılır. Serbest bölümde kavramların zihinden değil akıldan çıktığı ve şartlandırılmış kavramlara mahkûm olunmadığı, karakter benlik fark edildiğinde ıstırabın sürmek zorunda olmadığı, Tanrı’nın neden hiçliği değil de varlığı seçtiği sorusunun neden yanlış bir soru olduğu ve mutlak, nesnel bir anlamın bulunamamasının bir müjde olduğu da anlatılır.

Videonun bölümleri45 bölümGöster

Bu videodan 17 kesit

Kesitleri göster
  1. Sesi aç

    Bunları insanlar üretti

    Avcıoğlu, bu alanlardaki akademisyenlerin, hocaların, guruların bile çoğunun farkında olmadığı çok temel bir tanımı hatırlatıyor: din, felsefe, mistisizm ve bilim önsel birer kendinde şey değil; insanın on bin yıllık varoluş sorularına cevap ve çözüm bulma çabasında kabul ettiği temel referansa göre verdiği cevapların kümelendiği alanlardır. Bu tanım anlaşılınca bu alanların karışık kavramlarının yerine oturacağını söylüyor.

    “İnsanlar bunları varoluş sorularına cevap ve çözüm arayışında üretti.”

    Murat Avcıoğlu
  2. Sesi aç

    Kesin bilgi mümkün mü?

    Varoluş sorularına cevap aranırken önce “kesin bilgi mümkün müdür?” sorulmuş ve insanlık burada ikiye ayrılmış: kesin bilginin insan için mümkün olduğunu, hakikatin bulunamasa bile var olduğunu söyleyenlere dogmatik; ne olursa olsun mümkün olmadığını söyleyenlere skeptik, yani şüpheci denmiş. Avcıoğlu bunun felsefe literatüründe hep böyle anlatıldığını belirtiyor.

    “En başta, en tepede ‘Kat’i bilgi mümkündür.’ dediğin anda bir dogmatik olursun.”

    Murat Avcıoğlu
  3. Sesi aç

    Etik: nasıl yaşamalıyız?

    Varlıklar ve bilgi sorularından sonra gelen üçüncü soru, bireysel, grupsal, toplumsal ve insanlık olarak huzurlu, mutlu, dingin nasıl yaşanacağıdır. Rasyonel düşünce ve mantıkla verilen cevapların oluştuğu alana etik denir. Avcıoğlu, Türkçede ahlaka indirgenmiş gelen bu kavramın felsefedeki gerçek anlamını anlatıyor; siyaset, aile, bireysel ilişkiler, ticaret, hukuk ve adalet konuları da bu alanın altında toplanır.

    “Huzuru ve mutluluğu bulmak için nasıl yaşamalıyız? Neler yapmalıyız?”

    Murat Avcıoğlu
  4. Sesi aç

    Apriori ve aposteriori

    Sokrates ve Platon’un, insanın bilgiye önsel olarak sahip olduğu görüşünden hareketle Avcıoğlu iki kavramı tanımlıyor: apriori deneyimden önce gelen, akılla ulaşılan bilgidir; aposteriori deneyimden sonra oluşan, gözleme dayanan bilgidir. “İki artı iki dört” ve “üçgenin iç açılarının toplamı 180 derecedir” apriori; “bu sabah yağmur yağdı” ise pencereden bakıp görülen, yani aposteriori bir bilgidir.

    “Apriori, deneyimden önce olan demektir; aposteriori, deneyimden sonra olan, gözleme dayanan demektir.”

    Murat Avcıoğlu
  5. Sesi aç

    İdealizm mi, materyalizm mi?

    Ontoloji alanında “bu gördüğümüz evrendeki bütün nesnelerin hakikati göründükleri gibi midir, yoksa bunlar yalnızca görünümler midir?” sorusundan iki ana grup doğmuş. Platon’un mağara alegorisinde anlattığı gibi nesnelerin hakikatinin göründükleri gibi olmadığını, onların ideaları, özleri olduğunu savunanlara idealist; hakikatin tıpkı göründükleri gibi olduğunu, ideaların olmadığını savunanlara materyalist denmiş. Avcıoğlu “idealizm” adının ideadan geldiğine dikkat çekiyor.

    “Acaba bu gördüğümüz evrendeki tüm nesneler, hakikatinde tıpkı göründükleri gibi midir?”

    Murat Avcıoğlu
  6. Sesi aç

    Sabitlik Tanrı’nın vasfıdır

    Avcıoğlu, Marx’ın Fransız tipi materyalistlere itirazını anlatıyor: evrendeki varlıklar ezelden ebede hep aynı kalmaz, değişim ve dönüşüm vardır. Beş milyon yıl önce kiraz ağacı diye bir şey yoktu, beş milyon yıl sonra da muhtemelen olmayacak. Kütlenin ve enerjinin korunumu ispatlandığı için evrene hiçlikten bir şey eklenemez ve evrendeki bir şey hiçliğe gönderilemez; ama çokluk âlemindeki nesneler sürekli değişir ve dönüşür.

    “Sabitlik Tanrı’nın vasfıdır, nesnelerin vasfı değildir.”

    Murat Avcıoğlu
  7. Sesi aç

    Zevç: birbirini tamamlayan zıtlar

    Avcıoğlu, zevç kelimesinin eski Arapçadaki dört anlamından üçüncüsünü, bu çalışmada gereken anlamı anlatıyor: Türkçede tek kelimeyle karşılığı olmayan bu kavram, birbirini tamamlayan, ikisi bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan zıtlar demektir. Eldiven isteyince satıcının, terlik isteyince ev sahibinin iki nesne verdiğini, ama bunların sağ ve sol bir araya gelerek tek bir eldiveni, tek bir terliği oluşturduğunu örnek veriyor; bu yüzden “zıtların birliği” yerine “zevçlerin birliği” demeyi öneriyor.

    “Zevç, birbirini tamamlayan, ikisi bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan zıtlar demektir.”

    Murat Avcıoğlu
  8. Sesi aç

    Duygular zevçtir

    Avcıoğlu eskiden dostlarına, içlerindeki duygulardan en çok kurtulmak istediklerini yazdırdığı bir anket yaptığını; öfke, kin, haset, kıskançlık yazanların hepsine sıfır verdiğini anlatıyor, çünkü zevçlerin birliği ilkesini bilmiyorlar: duygular hep zevçtir. Kurtulmak istenen öfke sakinliğin, nefret sevginin, bencillik diğerkâmlığın zevcidir; birini yok edersen öbürü de otomatik olarak yok olur.

    “Kurtulmak istediğin öfke, hilmin, yani sakinliğin zevcidir.”

    Murat Avcıoğlu
  9. Sesi aç

    Hiç kimse baharın gelişini an an gözlemez

    Diyalektik mantığın ilkelerinden biri olan nicel yığılmaların nitel değişimlere yol açtığını Avcıoğlu günlük örneklerle anlatıyor: bir konuyla uğraşırken ilerleyemiyormuş gibi hissederiz, çabayı sürdürürüz; bir gün ani bir sıçramayla nitel bir dönüşüme uğramışızdır ve konuyu rahatça bilir hâle gelmişizdir. İlkbahar da böyledir: kış sonrasında soğuk yavaş yavaş düşer, bir sabah bakarız ki bahar gelmiş, doğa yemyeşil olmuştur.

    “Hiç kimse baharın gelişini an an gözlemez.”

    Murat Avcıoğlu
  10. Sesi aç

    Diyalektik bütünsellik

    Diyalektik mantığın beşinci ilkesi bütünselliktir: olayları ve olguları anlık, kendiliğinden verilere göre değil, tarihselliği içinde, onu oluşturan bütün parçaların ve alt grupların birbiriyle bağlantıları gözetilerek incelemeyi savunur. Avcıoğlu bir toplumu örnek veriyor: yalnızca bugünkü konuşmalarına, değerlerine ve kültürüne bakarak yargıya varılmaz; bilinebilen bütün tarihsel ve toplumsal şartları, geçirdiği dönüşümler ve sıçramalarıyla birlikte incelendikten sonra argüman getirilir.

    “Diyalektik mantık, olayları ve olguları anlık, spontane verilere göre incelemeyi reddeder.”

    Murat Avcıoğlu
  11. Sesi aç

    Demir çarıklı evliya

    Avcıoğlu, dağın başında denk geldiği, demirden çarıklarla gezen bir evliyayı anlatıyor: evliya olduğunu sanıp hatasız yaşarken bir gün “öyle bir mayına bastım ki” diyerek kendini de çevresini de paramparça ettiğini, bunu hak ettiği için bu eziyeti çektiğini anlatıyor. Avcıoğlu’na göre insan ne yapılırsa yapılsın değiştirilemez; ama gerçek varoluş insanın yöneticisi hâline getirilebilir ve tekâmül bu demektir.

    “İnsanı ne yaparsanız yapın, şu kadarcık bile değiştiremezsiniz.”

    Murat Avcıoğlu
  12. Sesi aç

    Normalde hiçlik olmalıydı

    Avcıoğlu’na göre insanlığın üzerinde ittifak ettiği dört konudan biri şudur: Normalde hiçlik olmalıydı, varoluş diye bir şey hiç olmamalıydı; burada kastettiği yokluk değil, hiçliktir. Bunu aylarca rasyonel düşünceyle, klasik ve diyalektik mantıkla dibine kadar incelediğini, bu konuya bakmış insanları okuduğunu, yapay zekâlarla tartıştığını anlatıyor. Yoklukla hiçliğin, varlıkla varoluşun farkı anlaşılıp bu ikililerin arasına diyalektik konduğunda, insanın kocaman okyanusların üzerinde sörf yapacağını söylüyor.

    “Normalde hiçlik olmalıydı; varoluş olmamalıydı.”

    Murat Avcıoğlu
  13. Sesi aç

    Varoluş, hiçlik, varlık, yokluk

    Avcıoğlu dört kavramı bir matris olarak veriyor ama tanımlarını açıklamıyor: üstte büyük harflerle varoluş ve hiçlik, altta varlık ve yokluk, ortada diyalektik çarpı; bir zevç matrisi. Bunu izleyicinin Fuad, Basar, Sem’a’sına (FBS), adına ne derse desin, üçüncü gözüne, kalbî sezgisine, içindeki tanrısallığa emanet ediyor ve tarih boyunca insanların bu konuda ne dediğini okuyup araştırarak bir iki ay çaba harcamasını, sonra sessiz, meditatif bir hâlde sakince gözden geçirmesini öneriyor. İnsanlığın “varlık ve yokluk” diye iki kavramı yok, önce varoluş ve hiçlik gelir diyor. Kesit, bu bilginin “kocaman kilitleri çözebilecek kadar değerli” olduğu sözüyle başlıyor.

    “Bu çok değerli; kocaman kilitleri çözebilecek kadar değerli.”

    Murat Avcıoğlu
  14. Sesi aç

    Şartlandırmaya mahkûm değiliz

    Avcıoğlu, kavramların zihnin değil rasyomuzun, aklımızın araçları olduğunu hatırlatıyor. Çocukluktan 17-18 yaşına kadar kavramlarımız başkaları tarafından verilir; ama buna mahkûm değiliz: belli bir yaştan sonra yetilerimiz açılır, bu kavramları gözden geçirir, gerçekliğe uymayanları eleyebilir, kendimiz doğruya yakın tanımlara ulaşabiliriz. Kavramlara düşman olmanın da gerekmediğini, onları incelememiş olsak şartlandırmanın gerçeklik olmadığını nasıl fark edeceğimizi soruyor.

    “Bize bir şeyi şartlandırdılar diye ölene kadar onlara mahkûm değiliz.”

    Murat Avcıoğlu
  15. Sesi aç

    Canımızı acıtan tendeki yaradır

    Uzak Doğu’nun eski arifleri, canımızı acıtanın tenimizdeki yara olduğunu, ona dışarıdan bastıran parmak olmadığını söylermiş; yarayı iyileştirirsen dışarıdaki parmaklar artık canını acıtamaz. Avcıoğlu’na göre bir şeyler bizi vuruyorsa, henüz önünde diz çöküp teslim olmadığımız gerçeklikler ve sürdürdüğümüz yanılsamalar var demektir. Asıl uğraşılacak şey o yaradır, çünkü dünyayı düzeltemeyiz, değiştiremeyiz.

    “Canımızı acıtan tenimizdeki yaradır. Ona dışarıdan bastıran parmak değildir.”

    Murat Avcıoğlu
  16. Sesi aç

    Anlamın bulunamaması bir müjde

    Avcıoğlu, on bin yıldır nitelikli beyinlerin ve kalplerin bireyin ve evrenin mutlak, nesnel bir anlamını bulamamasının kendilerine göre bir müjde olduğunu söylüyor. Üç hâl olabilir: anlam vardır ve hâlâ bulunamamıştır; yoktur; ya da bulunamıyor olması her birimize, bu gezegendeki nitelik bakımından farklı varlığa bırakılmıştır. Avcıoğlu üçüncüsünü tercih ettiklerini söylüyor. Böyle bakınca bunu bir kötülük ya da varoluş sorunu olarak değil, kendisini deli gibi bir tutku ve coşkuyla yaşatan bir şey olarak görüyor.

    “Senin ve evrenin sana göre anlamını sen yaz.”

    Murat Avcıoğlu
  17. Sesi aç

    Halife robot değildir

    Avcıoğlu, “Kendi anlamımı kendim biçebilirim; bana bırakılmış” diyor. Halife yalnızca yönetici demek değil, “replacement” (yerine geçen) demektir; Tanrı’nın halifesine bütün talimatlar birebir verilip “bunları uygula” denirse o bir robot olur, halife olmaz; halifeye alanlar bırakılmıştır. Bütün anlamın kendilerine bırakıldığına inanıyorlar. Gökler yarılıp melekler altın levhalarla bu dünyanın anlamını okusalar, hepimiz ilk on dakika heyecanlanırız ama on gün sonra sıradanlaşır ve bu dünyada yaşamak tat vermez, diyor.

    “Bütün talimatları yazıp ‘Bunları birebir uygula.’ dersen o bir robot olur, halife olmaz.”

    Murat Avcıoğlu

Bütün Videolar

Murat Avcıoğlu · YouTube kanalı (yeni pencerede açılır)