İçeriğe geç

Sevgili İnsan

Kendini Tanı Hayatı Deneyimle Bütün Ol

Kim bu gözlerindeki yabancı?

Aynada bize bakan kişinin varoluşsal olarak biz olmadığını ve kendini tanımanın neden her şeyin başı olduğunu anlatıyor.

Bu videoda

Arzu Hanım'ın sunduğu bu canlı yayında Murat Avcıoğlu, depresyonun, nevrozun ve huzursuzluğun en dibinde insanın “Ben kimim?” sorusuna verdiği yanlış cevabın yattığını söylüyor ve buna yeryüzündeki en eski ve en büyük yanılsama diyor. Kendimizi tanıtırken saydığımız ad, cinsiyet, millet, din, ideoloji ve değer yargılarının hiçbirini kendimiz seçmedik; bunlarla bizi anne babamız, çevremiz, devlet, toplum ve insanlık şartlandırdı. Avcıoğlu bu insan yapımı kimliğe karakter benlik diyor. Neden “ego” kelimesini kullanmadığını anlatıyor; hem Freud'un kişilik modelinden hem de dinlerin standart ruh anlayışından ayrılıyor. Ona göre insanda karakter benliğin ve organizmal benliğin yanında bir de varoluşsal benlik vardır.

Tam hafıza kaybı yaşayan birinin adını bile unuttuğu hâlde “Ben kimim?” diye sorabilmesini, bu varoluşsal benliğin en somut delili sayıyor. Aynı kişiye iki yılda bambaşka bir ad, din ve değerler öğretilebileceğini gösterip dinlere şunu soruyor: Dirilecek ruh hangisi olacak? Bütün geleneklerin kapısına “Kendini tanı” yazıldığını, bunun bilmenin değil tanımanın konusu olduğunu anlatıyor; kısa sürede şifa vaat eden terapilerin yalnızca birer araç olduğunu, herkesin kendi yolunu kendisinin çizmesi gerektiğini söylüyor. Sözlerini, Kanadalı ateist bir mühendisi Yunus Emre'yi ziyarete götürdüğü bir hatırayla, gagasındaki bir damla suyla İbrahim'in ateşine koşan serçenin hikâyesiyle ve bu içsel yolculuğun, içimizdeki boşluğu başka insanlarla ya da eşyalarla dolduramayacağımızı fark etmek olduğunu söyleyerek bitiriyor.

Videonun bölümleri

Bu videodan on kesit

Üzerine geldiğinizde kendiliğinden başlar.Ekrana geldiğinde kendiliğinden başlar. Ses için dokunun.

  1. Sesi aç

    En eski yanılsama

    Depresyonun, nevrozun, hayattan keyif alamamanın ve huzuru bulamamanın yüzeyde onlarca makul sebebi vardır. Avcıoğlu'na göre ise hepsinin en dibinde, insanın “Ben kimim?” sorusuna verdiği yanlış cevap yatar. İnsan, elli ila yetmiş bin yıl önce kendi benliğinin farkına vardığında ilk yanılsamasını da yaşamıştır; yeryüzündeki en eski ve en büyük yanılsama budur. Bir soruya yanlış cevap verdiyseniz, onun üzerinde on bin yıl da uğraşsanız sorunu çözemezsiniz; çünkü tarlada kaybettiğinizi evin mutfağında arıyorsunuzdur.

    “Tarlada kaybedilen bir şey evin mutfağında bulunamaz.”

    Murat Avcıoğlu
  2. Sesi aç

    Aynadaki yabancı

    Kendimizi hiç tanımayan birine anlatırken adımızdan başlarız; cinsiyetimizi, milletimizi, dinimizi, ideolojimizi, değer yargılarımızı sayar ve sonunda “İşte ben buyum” deriz. Avcıoğlu'nun da içinde bulunduğu küçük grup, binlerce yıldır bu cevabın kökten yanlış olduğunu söyler: Varoluşsal olarak biz, o saydıklarımız değiliz. Videonun adı da buradan gelir: Sabah aynaya baktığımızda gözlerinden bize bakan kişi, varoluşsal olarak biz değiliz. Avcıoğlu'na göre öfkemizin, depresyonlarımızın, mutluluklardan bile doya doya keyif alamayışımızın kökünde de bu yanlış cevap vardır.

    “Aynada gözlerinden bize bakan kişi, varoluşsal olarak biz değiliz.”

    Murat Avcıoğlu
  3. Sesi aç

    Kimliğimizi biz seçmedik

    Karakter benliği önce anne babamız, sonra yakın çevremiz, okul ve devlet, toplum ve en sonunda insanlığın on bin yıllık kabulleri şekillendirir. Avcıoğlu'na göre on üç ila on beş yaşına geldiğimizde, hiçbirini kendimiz seçmediğimiz ve doğruluğunu kendimiz araştırmadığımız bir kimliğe bürünmüş oluruz. Adımızı bile anne babamız koyar; milletimiz, inancımız, doğrularımız ve yanlışlarımız da bize hazır verilir. Dört beş yaşındaki bir çocuk, annesi babası ne derse onu doğru kabul eder; buna karşı savunmasızdır.

    “Adımızı bile anne babamız koyar.”

    Murat Avcıoğlu
  4. Sesi aç

    Bilmek değil, tanımak

    “Men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu”: Kim kendini tanırsa, şüphesiz Rabbini de tanımıştır. Orta Doğu'daki deneyimci mistiklerin bu sözü o kadar etkiliydi ki sonradan hadis kitaplarına bile girdi. Avcıoğlu dikkat çekiyor: Söz, “bilmek” anlamındaki “alleme” ile değil, “tanımak” anlamındaki “arefe” ile kurulmuştur. Evrende kesin bilginin konusu olan şeyler vardır; ama “İnsan nedir?” sorusunun sabit bir cevabı yoktur, insan şartlar değişince kendini bile tanıyamayabilir. Bu yüzden “Ben kimim?” bilmenin değil, tanımanın konusudur.

    “Ben kimim, insan nedir; bunlar bilmenin değil, tanımanın konusudur.”

    Murat Avcıoğlu
  5. Sesi aç

    Ben kimim?

    Avcıoğlu'na göre karakter benliğin insan yapımı olduğunun en somut delili tam hafıza kaybıdır. Tam hafıza kaybı yaşayan biri iyileşip kalktığında adını bile söyleyemez; ama bir şey kalmıştır, “Ben kimim?” diye sorar. Şartlanmalar silinmiştir, yine de “ben” diyebilen bir şey hâlâ oradadır. Avcıoğlu varoluşsal benlik dediği şeyin bu olduğunu söylüyor: İnsan yaşlanır, hastalanır, ölür; ama varoluş yaşlanmaz, hastalanmaz, ölmez. Varoluş dediği, insanların Tanrı adını verdiği bütündür.

    “Hafızanı tamamen kaybetsen de varoluşu kaybedemezsin.”

    Murat Avcıoğlu
  6. Sesi aç

    Kimi iyileştireceksin?

    Avcıoğlu, nefes terapisiyle on beş günde, kuantum terapiyle üç ayda şifa vaat edenlerin kimsenin kötülüğünü istemediğini söylüyor; “Ücretlerini de alsınlar, helal hoş olsun” diyor. Ama onlar da aynı yanılsamanın içindedir; zihni ve karakter benliği bu kadar basit bir şey sanırlar. Oysa bu, elli ila yetmiş bin yıllık en büyük yanılsamadır. Peki kimi iyileştirecekler? Terapist karşısında Murat Bey'i görür; oysa Avcıoğlu varoluşsal olarak Murat Bey değildir. O kimliği annesi, babası ve toplum yapmıştır.

    “Ben, varoluşsal olarak Murat Bey değilim.”

    Murat Avcıoğlu
  7. Sesi aç

    Kalple yaşanan duygular

    Avcıoğlu hakikat boyutundan konuşuyor: Aramızda ayrı gayrı yoktur. Hepimiz için üzüldüğünü, buranın büyük bir cehennem olduğunu ama bunun bile bir lütuf olduğunu bildiğini söylüyor. İstediği şu: Bu cehennemde daha fazla yanılsamalı ıstırap çekmeyelim. Saçma ve anlamsız acılardan kurtulduğumuzda, gerçek acıları olgunlukla, zihnimizle değil kalbimizle yaşayabiliriz. Çünkü zihinle yaşanan duygular, en güzelleri bile olsa saplantıya dönüşür; harika başlayan aşkların saçma kavgalara dönmesi bundandır. Kalple yaşanan üzüntüde ise yalnızca üzülürüz; depresif ya da nevrotik olmayız.

    “Zihinle yaşanan duygular, en güzelleri bile olsa, saplantıya dönüşür.”

    Murat Avcıoğlu
  8. Sesi aç

    Yıldız tozu

    Avcıoğlu'na göre bu evrende yapayalnızız: Tanrı'ya dua edersin, Tanrı sana cevap vermez; çünkü biz burada onun halifesiyiz. Halife yönetici demek değildir, “Yerime koydum” demektir. Neden böyle olduğunu, öncesini ve sonrasını bilmiyoruz; bu, inancın ve imanın konusudur. Ama gördüğümüz bir nitelik farkı var: Hepimiz yıldız tozuyuz; ama biz, yıldız tozu olduğunun farkında olabilen ve bunu seslendirebilen yıldız tozlarıyız. Bu farkı görmezden gelip “Hepimiz sincabız, tavşanız” demek, ona göre akla ve insanlığa hakarettir.

    “Hepimiz yıldız tozuyuz; ama biz, yıldız tozu olduğunun farkında olabilen ve bunu seslendirebilen yıldız tozlarıyız.”

    Murat Avcıoğlu
  9. Sesi aç

    Godot gelmeyecek

    Avcıoğlu'na göre kavga etmemize gerek yok; insanlık olarak hepimiz varoluş soru ve sorunlarının pençesinde inliyoruz ve bu evrende yapayalnızız. Mehdileri, mesihleri, Godot'ları bekliyoruz; ama on bin yıldır gelmediler ve gelmeyecekler. Bilinçte herkes kendi mesihi, kendi mehdisi olmak zorundadır. Halife olacaksak, Tanrı'nın bize bahşettiği bütün yetkinlikleri sonuna kadar kullanacağız; yanlış şeyler söyleyecek, kavgalar edeceğiz, çünkü burası diyalektik bir evrendir. Umudu şu: Aklımıza ihanet etmeden sakince yolumuzda yürürsek, çocuklarımız ve torunlarımız, küçük kız çocuklarının yataklarına bomba düşecek diye korkmadan uyuduğu bir dünya kurabilir. Sözlerini şöyle bağlıyor: “Biz dayanamayız, ağlarız. Bizim kalbimiz yufkadır.”

    “Bilinçte herkes kendi mesihi ve kendi mehdisi olmak zorundadır.”

    Murat Avcıoğlu
  10. Sesi aç

    Boşluk diye bir şey yok

    Yayının sonunda Avcıoğlu, hayatı olgunlukla karşılamamız gerektiğini söylüyor: Zor bir dünyada yaşıyoruz; olabildiğince sakin kalmaya, büyük acılarda birbirimizle paydaş olmaya, yakınlarımızla ve dostlarımızla hep iyilikten, esenlikten ve şefkatten yana olmaya çalışalım. Ona göre bu içsel yolculuk, içimizdeki boşluğu başka insanlarla ya da eşyalarla dolduramayacağımızı fark etme yolculuğudur. Bir süre devam edince, aslında boşluk diye bir şey olmadığını da fark ederiz. Aynı yolculukta, bunu insan kardeşliği içinde paylaştığımızda biraz rahatlayıp nefes alabildiğimizi de görürüz.

    “Bu içsel yolculuk, içimizdeki boşluğu başka insanlarla ya da eşyalarla dolduramayacağımızı fark etme yolculuğudur.”

    Murat Avcıoğlu
Murat Avcıoğlu'nun YouTube kanalı için tıklayınız (yeni pencerede açılır)

Sitedeki videolar Murat Avcıoğlu'na aittir.