İçeriğe geç
Sevgili İnsan

Videolar › Ölüm ve sonrasındaki bilinmezlik

Ölüm ve sonrasındaki bilinmezlik

Murat Avcıoğlu, ölüm ve ölüm sonrası bilinmezlik varoluş sorununu, kendi ölümümüz ve çok sevdiklerimizin ölümü olmak üzere iki yönüyle ve bilinemezliğin insanı nasıl yıprattığıyla anlatıyor.

Videonun bölümleri13 bölüm

Bu videoda

Varoluş sorunlarına daha yakından bakan dört videonun ilkinde, insanın en büyük kategoriyi oluşturan varoluş sorunu olarak ölüm ve sonrasındaki bilinmezlik ele alınır. İnsan, çevresindeki canlıların oluşa gelip bir süre sonra öldüğünü gözlemleyerek kendisinin de öleceğini bilir; ama en diplerdeki temel motor güdüsü yüzünden hep varlıkta kalmak, ölümden sonra bile hiçliğe karışmamak ister ve bu çatışmadan ölüm varoluş sorunu doğar. Sorun iki türtir: kişinin kendi ölümüyle ve derin duygusal bağlar kurduğu yakınlarının ölümüyle ilgili. Ölümsüzlüğün bir müjde mi felaket mi olduğu tartışılır; asıl korkunun ölmenin kendisinden değil, tam istediği gibi yaşayamamış olmaktan geldiği, yakınlarının ölümünün ise insanın en zayıf yerlerinden biri olduğu anlatılır.

İkinci bölümde ölüm sonrası bilinemezlik ele alınır: tarih boyunca din, felsefe, mistisizm ve bilim, hiçliğe karışmaktan bir tanrı ya da melek olmaya kadar çok çeşitli cevaplar vermiş, ama hiçbiri kat’i bilgiyle doğrulanamadığı için konu bilinemezlikte kalmıştır. Belirsizliğin insan zihnini çok yıprattığı, en kötü ihtimalin bile net bilinmesinin belirsizlikten iyi geldiği ve ilişkilerin bozulmasının sebebinin çoğu zaman belirsizliğe katlanamamak olduğu söylenir. Ölüp geri gelenler olsaydı ve anlatsalardı bile bunun insanı kalıcı olarak ikna etmeyeceği, insanda kalıcı olanın yalnızca kendi deneyimleri olduğu, bu sorunun yok edilemese de kapsanarak aşılabileceği anlatılır. Sonraki videoda anlamsızlık varoluş sorununa bakılacaktır.

Bu videodan 8 kesit

Hiçliğe karışmak istemiyor

Avcıoğlu, insanın çevresindeki canlıların oluşa geldiğini, büyüdüğünü ve bir süre sonra öldüğünü gözlemlediğini, klasik mantıkla kendisinin de öleceğini hem mantıksal olarak hem akli sezgiyle bildiğini anlatıyor. İnsanın en diplerdeki temel motor güdülerinden biri hep varlıkta kalmak, varlığını her koşulda sürdürmek istemesidir; gerçeklik böyle olmadığı için ölüm varoluş sorunu ve ölüm sonrası bilinemezlik doğuyor. İnsan öldükten sonra bile varoluşunu sürdürmek istiyor; yokluğa değil, hiçliğe karışmak istemiyor.

“Yokluğa değil, hiçliğe karışmak istemiyor.”

Kesiti aç

İki tür ölüm sorunu

Avcıoğlu, ölüm varoluş sorununun iki bölümlü olduğunu söylüyor: biri kişinin kendi ölümüyle, öteki bu dünyada yaşarken derin duygusal bağlar kurduğu, çok sevdiği ve çok sevildiği yakınlarının ölümüyle ilgili. Çoğu insanın, özellikle belli bir yaşa kadar yaşadıysa, kendi ölümü konusunda bir noktadan sonra daha az nevrotik ve depresif olabildiğini; ama çocuklarımızın, anne babamızın, kardeşlerimizin, eşimizin, yakın arkadaşlarımızın ölümüyle çabuk uzlaşamadığımızı, onları her an kaybedebilmenin bir dip akıntısı gibi korkutucu bir ihtimal olduğunu anlatıyor.

“Yani iki tür ölüm varoluş sorunu var.”

Kesiti aç

Ölümsüz olsan ne olurdu?

Avcıoğlu, bir arkadaşının İsviçreli bilim adamlarının ölümsüzlüğü bulacağı haberine, bunun bir müjde mi yoksa bir felaket haberi mi olduğunun düşünülmesi gerektiğini söylediğini anlatıyor: biyolojik olarak ölümsüzlüğe sahip olabilsek bile bu bizim onun dışındaki her şeyimizi öldürür. Yeşilyol filmini ve José Saramago’ya ait olduğunu düşündüğü bir romanı anıyor; tek başına ölümsüz olsan yakınlarının hep ölmesini izleyeceğini, bir de yaşarken içimizde öldürdüklerimizi düşününce yeryüzünde yürüyen devasa bir mezarlığa dönüşeceğini söylüyor.

“Hepsini birlikte düşündüğünde, dışında ölenler ve içinde öldürdüklerinle yeryüzünde dolaşan devasa bir mezarlık gibi oluyorsun.”

Kesiti aç

Asıl korku: yeterince yaşayamamak

Avcıoğlu, ölümün kendisinden korkmayan insanlar olabileceğini, insanı en diplerde dehşete düşüren şeyin ise ölmenin kendisi değil, tam istediği gibi yaşayamamış olmak olduğunu söylüyor. Doyurucu hayatlar yaşamış insanlarda bu varoluş sorunu oldukça minimuma iniyor. Belli bir yaşı geçmiş insanların sağlığına, yeme içmesine ve sporuna gösterdiği özenin altında da yaşayamadıklarını bir gün yaşayabileceği umudunu görüyor; bunu ayıp ya da günah değil, çok doğal bir istek sayıyor. Ölüm varoluş sorununun kendi ölümümüzle ilgili kısmı, bu yüzden en çok istediği gibi yaşayamamış olmakla ilgili.

“İnsan asıl ölmekten değil, yeterince yaşayamamış, tam istediği gibi yaşayamamış olmaktan çok korkar.”

Kesiti aç

En zayıf yerimiz

Avcıoğlu, ölüm varoluş sorununun ikinci kısmının, yani çok sevdiklerimizin ölümünün tamamen kendisiyle ilgili olduğunu ve insanın en zayıf yerlerinden biri olduğunu söylüyor. İnsan kendisi hakkında cehennemlere bile olgunluk ve soğukkanlılıkla dayanabilir, hatta bazen o cehennemler umurunda bile olmaz; ama derin duygusal bağlar kurduklarının başına bir şey geldiğinde ya da onlar zarara uğradığında buna o kadar hazır ve güçlü değildir. Ölüm varoluş sorununu bu yüzden dipte iki biçimde hissediyoruz: kendi ölümümüze dair kaygılarımızda, çoğunlukla istediğimiz gibi yaşayamamış olmaktan; ve çok sevdiklerimizi, hele ki zamansız, kaybetme korkusunda.

“Çünkü insan kendisi hakkında bazen cehennemlere bile büyük bir olgunluk ve soğukkanlılıkla dayanabilir.”

Kesiti aç

Belirsizlik insanı yıpratır

Avcıoğlu, belirsizlik ve bilinemezliğin insanı çok yıpratan bir durum olduğunu söylüyor; çünkü insan zihni bundan hiç hoşlanmıyor, mutlak güvende hissetmek temel motor güdüsü bundan büyük darbe alıyor. Bir konudaki en kötü ihtimalin bile net bir biçimde ortaya çıkmasının insana belirsizlikten daha iyi geldiğini, belirsizliğe uzun süre dayanabilmenin gerçekten zor olduğunu anlatıyor. İkili ilişkilerde, aile, gönül, iş, ticaret ve arkadaşlık ilişkilerinde ortamların bozulmasının çoğu zaman sebebinin, taraflardan birinin ya da ikisinin bu belirsizliğe daha fazla katlanamayıp onu bilinebilir bir duruma çevirmek için yaptığı hamleler olduğunu söylüyor.

“En kötü ihtimalin bile, bir konudaki en aleyhine olan ihtimalin bile net bir şekilde ortaya çıkması belirsizlikten daha iyi gelir insana aslında.”

Kesiti aç

Anlatılan deneyim kalıcı olmaz

Avcıoğlu bir düşünce deneyi yapıyor: gerçekten ölmüş çok sayıda insan geri gelseydi ve ölüm sonrası deneyimlerini tek tek anlatsalardı, bunlar ilk anda ilginç gelir ve rahatlatırdı; ama bir süre sonra anlattıkları selin üzerinde giden bir köpük gibi gider, insan yine ölüm sonrası bilinemezlik varoluş sorunuyla baş başa kalırdı. Çünkü insan kendisinin deneyimlemediği bir şeyden, kim ne mucizeler göstererek anlatırsa anlatsın, ilk anda etkilenir ama bu kalıcı olmaz; onu ikna edip bir daha sorun olarak karşısına getirmeyecek olan yalnızca kendi deneyimleridir.

“İnsanda kalıcı olan sadece kendi deneyimlediği şeylerdir.”

Kesiti aç

Kapsayarak aşmak

Avcıoğlu, ölüm sonrası bilinemezlik varoluş sorununun insanda kalıcı olduğunu düşündüğünü, ama kapsanarak aşılabileceğini söylüyor; çünkü bu metot hepsinde deneyimi söylüyor. Bu evrende hiçbir şey yok edilemiyor, hiçlikten varlığa da getirilemiyor; kütlenin ve enerjinin korunumu gibi soyut konuların da korunumları var. Ama insan her şeyi yok edemese de kapsayarak, içererek aşabiliyor; bu deneyimi yaşadığı için bunu rahatça söyleyebiliyor. Yine de bunu insanın kendisinin yapması gerekiyor: dışarıdaki mucizeler ve getirilen deliller insanı bir noktaya kadar ikna ediyor, sonra insan kendi içinde yine o bilinmezlik hâline dönüyor.

“İnsan her şeyi kapsayarak aşabiliyor.”

Kesiti aç

Sıradaki videolar

Yeni bir kesit yayımlanınca haber ver

Sık sık e-posta göndermeyiz; yalnızca yeni video ve canlı yayın tarihi olduğunda. Her e-postanın altındaki bağlantıyla istediğin an ayrılabilirsin.