İçeriğe geç
Sevgili İnsan

Videolar › Varoluş sorularına cevap arayışının sonuçları

Varoluş sorularına cevap arayışının sonuçları

Murat Avcıoğlu, varoluş sorularına cevap arayışından doğan dinleri, felsefeyi ve mistisizmi, deneyimci ve malumatçı mistikler ayrımını ve bu alanların birbiriyle ilişkisini anlatıyor.

Videonun bölümleri12 bölüm

Bu videoda

Dört ana alan, yani dinler, felsefeler, mistisizmler ve bilimler yakından tanıtılmaya başlanır. Son buzul çağından sonra avcı toplayıcı sapiens gruplarının yerleşik düzene geçtiği, bu yaklaşık beş bin yıllık geçiş sırasında nitelikli benliklerinin farkında olan sapienslerin varoluş sorularına ve sorunlarına cevap ve çözüm aradığı anlatılır. Bu sorular kat’i bilgiye ulaşamadığı için, temel araç olarak neyi kabul ettiklerine göre dört büyük alan oluşur: inanç temelli cevapların çevresinde kümelenen dinler, rasyonel düşünce ve mantığı referans alan felsefe, sezgiyi bilgi imkânı sayan mistisizm. Mistisizmin literatürdeki sıralamanın aksine ilk cevap aracı olduğu görüşü ve mistisizmin deneyimci ve malumatçı olarak ikiye ayrıldığı anlatılır.

Felsefe ile kelamın farkı örnek alınarak her şeyin kullanılan son referansa göre belirlendiği, dört alanın birbirinden kesin çizgilerle ayrılmadığı, her birinin içinde farklı görüşlerin bulunduğu söylenir. Bu alanların insanın varoluş soru ve sorunlarına cevap ve çözüm arayışında ürettiği alanlar olduğu, insanın aramaya devam ettiği ve internetin bilgi alışverişini hızlandırdığı belirtilir. Video serisinin birinci katmanında bu dört alanın on bin yıldır ne dediğini yalın bir biçimde bir arada anarak, ikinci katman, yani varoluş soru ve sorunlarını kapsayarak aşma yolculuğu için bir zemin oluşturmaya çalışılacağı söylenir.

Bu videodan 9 kesit

Yerleşik düzen ve ilk cevap arayışı

Avcıoğlu, son buzul çağından sonra avcı toplayıcı sapiens gruplarının hızla, özellikle büyük su havzalarındaki verimli topraklarda yerleşik düzene geçtiğini, M.Ö. 4000-5000’lere gelindiğinde çok büyük bir bölümünün yerleşik düzene geçmiş olduğunu anlatıyor. On beş, yirmi, otuz kişilik gezgin klanların yerine belli bir merkezde toplaşmış büyük gruplar oluşuyor; hem göçer hem tarıma dayalı köy tipi yerleşik düzen görülüyor ve bu geçiş yaklaşık beş bin yıl sürüyor. Bu sırada nitelikli benliklerinin farkında olan, bilinci, aklı, iletişimi ve dili gelişen sapiensler varoluş sorularına ve sorunlarına belli seviyelerden başlayarak cevap ve çözüm arıyor. Bu sorular kat’i bilgiye ulaşamadığı için, temel araç olarak neyi kabul ettiklerine göre dört büyük alan oluşuyor.

“Nitelikli benliklerinin farkında olan sapiensler, bu varoluş sorularına ve varoluş sorunlarına cevap ve çözüm aradılar.”

Kesiti aç

Dinler: inanca dayalı cevap

Avcıoğlu, ilk alanın inanç temelli olduğunu söylüyor: tamamen öznel yeterli sebeplerle bir şeyi doğru kabul etme tanımına uygun olarak, varoluş sorularına inanç referanslı verilen cevapların ve çözüm önerilerinin çevresinde kümelenen grupların ürettiği alana dinler diyoruz. Yerleşik düzenle ortaya çıkan özel mülkiyet, kent, devlet, kanun ve genel ahlak gibi konularda “nasıl yaşamalıyız?” sorusuna da dinler cevap verdi. Örneğin “Tanrı bizi yeniden diriltecek” diyen birinin bunu deneyimlemesi de, onu dinleyenin deneyimlemesi de mümkün değil; vahiy yoluyla bildirildiği söylenen bu cevaba güvenebiliyorsan, öznel yeterli sebeplerle doğru kabul edebiliyorsan bir cevap almışsındır, ama bu inanca dayalı bir cevaptır.

“Ama dikkat et, bu inanca dayalı bir cevaptır.”

Kesiti aç

Felsefe: rasyonel düşünce ve mantık

Avcıoğlu, M.Ö. 1000 ile 200 arasındaki eksen çağında İndus havzası, Mezopotamya, Ege çevresi ve Nil havzası gibi bölgelerde yeni bir bilgi imkânının, rasyonel düşünce ve mantığın fark edildiğini, onu referans araç kabul edenlerin ve devamında oluşan alanın felsefe diye anıldığını söylüyor. Felsefenin ayırt edici özelliği, ilgilendiği soruya ya da alana rasyonel düşünce ve mantık, çoğunlukla klasik mantık uygulayarak bilgiye ve çözüme ulaşma ilkesinden hareket etmesidir. Eksen çağında hızla yükselen felsefe, milattan sonra devasa, müstakil bir alan hâline gelmiş ve bugün de dinler gibi sürüyor.

“Felsefenin ayırt edici özelliği budur.”

Kesiti aç

Mistisizm: sezgiye dayalı ilk cevap

Avcıoğlu, mistisizmin literatürde genellikle üçüncü sırada zikredildiğini, ama kendisinin bunun yerini değiştirmek istediğini söylüyor: sezgiyi bir bilgi imkânı sayan bu alan, yerleşik düzene geçiş döneminde unutulduğu için sanki sonradan dinlerin içinden çıkmış gibi görünüyor. Ona göre dinlerin bir kısmının ilham aldığını iddia ettiği mistisizm, daha tam avcı toplayıcılıktan kurtulmamış sapienslerin varoluş soru ve sorunlarına ilk cevap ve çözüm aracı, referansıydı; bunun temellendirmesini birinci katmanda mistisizm bölümünde anlatacağını söylüyor.

“Mistisizm dediğimiz alan, varoluş soru ve sorunlarına daha tam avcı toplayıcılıktan kurtulmamış sapienslerin ilk cevap ve çözüm aracıydı, referansıydı bence.”

Kesiti aç

Deneyimci ve malumatçı mistikler

Avcıoğlu, çoğu kişinin bilmediği, literatürde de pek yer almayan bir ayrımı aktarıyor: mistisizm ikiye ayrılır. Deneyimci mistikler, bu soruların ve sorunların bir kısmının asla bilinemeyecek konular olduğunu, bunların yaşanarak deneyimleneceğini ve bu sayede varoluş soru ve sorunlarının bireyler tarafından kapsanarak aşılabileceğini söyler; bir noktadan sonra malumatı bırakıp sezgisel olarak fark ettiklerini yaşayarak deneyimlemeyi yol tutarlar. Malumatçı mistikler ise bilinemez alanların bile başka bilgi imkânlarıyla bilinebileceğini iddia ederek cevap ve çözüm aramaya devam eder; çeşitli yollarla bilgiye ulaştığını ya da ulaşılabileceğini söylerler. İkisi de temel olarak sezgiyi esas alır.

“Ben bunların bir tanesine deneyimci mistikler, bir tanesine malumatçı mistikler diyorum.”

Kesiti aç

Felsefe ile kelamın farkı

Avcıoğlu, felsefe ile kelamın farkını bir örnekle anlatıyor: ikisi de aklın, rasyonel düşüncenin ve kıyasın bir bilgi imkânı olduğunu, doğru kullanılırsa insanı bilgiye ulaştırabileceğini kabul eder. Tek fark, akli faaliyetin sonucunun vahyin ve nübüvvetin bilgisiyle çelişmesi durumunda ortaya çıkar: kelamcılar vahyin bilgisini tercih eder ve akli delilin ona uygun olarak tevil edilmesini ister; filozoflar ise rasyonel düşünce ve mantıkla ulaşılan sonucun doğru kabul edilmesini, vahyin bilgisinin ona uygun yorumlanmasını ister. Her şeyin kullanılan son referansa göre belirlendiğini söylüyor.

“Her şey kullandığı referans, yani son referansa göre belirleniyor.”

Kesiti aç

Dört alan iç içedir

Avcıoğlu, dört alan arasında kesin bir ayrım olmadığını, hepsinin iç içe geçmiş olduğunu söylüyor: kimi yadsıyan, kimi kabul eden var. Bilimde rasyonel düşünce ve mantığı tamamen yadsıyıp saf deney ve gözlemdir diyenler de var; olayların, deney ve gözlemlerin, özellikle kuramların rasyonel düşünce ve mantık ekseninde kurulması gerektiğini söyleyen ekoller de. Mistikler arasında da çoğu kişi rasyonel düşünce, mantık, inanç, deney ve gözlemle belli bir noktaya kadar bilgi edinilebileceğini, ama bilinemez konular hakkında bir noktadan sonra sezgisel bilginin cevap ve çözüm sağlayacağını söylüyor.

“Hepsi iç içe geçmiş durumda.”

Kesiti aç

Vatikan Bilimler Akademisi

Avcıoğlu, dünyadaki ilk bilimler akademisini kuran kurumun Katolik Vatikan olduğunu, bunun 1603’te kurulan Vatikan Bilimler Akademisi olduğunu söylüyor ve amacını, Reform ve Rönesans’ın baskısıyla kutsal kitaptaki bazı anlatıların gerçek hayatta fark edilen şeylerle ters düşmesinin ya da düşüyormuş gibi görünmesinin önüne geçerek her şeyin kutsal kitapta anlatıldığı gibi olduğunu ispatlamak olarak anlatıyor.

“Dünyadaki ilk bilimler akademisini kuran kurum, Katolik Vatikan’dır.”

Kesiti aç

İnsan aramaya devam ediyor

Avcıoğlu, hayatın gerçekçi bir şekilde akıp gittiğini, insanın aramaya devam ettiğini, insandaki potansiyelin sürekli bir devinim hâlinde değişip dönüşerek geliştiğini, yeni alanlar, yeni araçlar, yeni yorumlar ve yeni keşifler bulduğunu söylüyor. Böylece dört büyük alan oluştuğunu, bu tartışmanın bugün de bütün canlılığıyla sürdüğünü, özellikle son on beş yirmi yılda internetin çok daha büyük insan grupları arasında olağanüstü bir iletişim hızı ve bilgi alışverişi imkânı sağladığını anlatıyor. Birinci katmanda on bin yıldır bu dört alanın bu sorular ve sorunlar hakkında ne dediğini özetle bir arada anarak, ikinci katman, yani varoluş soru ve sorunlarını kapsayarak aşma yolculuğu için bir zemin oluşturmaya çalışacaklarını söylüyor.

“İnsan arıyor ve insandaki potansiyel sürekli bir devinim hâlinde değişip dönüşerek gelişiyor.”

Kesiti aç

Sıradaki videolar

Yeni bir kesit yayımlanınca haber ver

Sık sık e-posta göndermeyiz; yalnızca yeni video ve canlı yayın tarihi olduğunda. Her e-postanın altındaki bağlantıyla istediğin an ayrılabilirsin.