İçeriğe geç
Sevgili İnsan

Videolar › Bilmek, güvenmek, sezmek

Bilmek, güvenmek, sezmek

Murat Avcıoğlu, bilmenin ne olduğunu, kat’i bilgi, zan ve cehalet ayrımını, her şeyin bilmenin konusu olmadığını ve insanlığın bilgi imkânlarını anlatıyor.

Videonun bölümleri13 bölüm

Bu videoda

Varoluş soruları ve sorunları varsa cevapların ve çözümlerin aranacağı, insanın doğası gereği bilmek istediği (Aristoteles) söylenir. İlk farkındalıksızlığın insanın her şeyi bilmenin konusu zannetmesi, ikincisinin bilinç dışında kendisini rahatsız eden konularda her şeyin bilinebileceğini sanması olduğu anlatılır. Bilmek ve bilginin ne olduğu sorulur; Platon’un diyagramına göre kat’i bilgi (episteme), zan (doksa) ve cehalet (amatya) ayrımı yapılır, “eminim ama bilmiyorum” örneğiyle zan alanı anlatılır. Bilmediğini bilmemek (cehli mürekkep) anılır; bu seride “Bilmek” kat’i bilgi anlamında kullanılır.

Her şeyin bilmenin konusu olmadığı: henüz bilemediğimiz ama bilinebilecekler ve insanın yetilerinin ötesinde bilinemeyenler olduğu söylenir; serinin amacının her şeyi bilmek değil, varoluş sorunlarını kapsayarak aşmak olduğu anlatılır. İnsanlığın bilgi imkânları sıralanır: duyular, rasyonel düşünce ve mantık, deney ve gözlem, apriori bilgi, akli sezgi, vahiy ve nübüvvet, ilham, keşf, rüya ve başka kaynaklar; konuşmacı kendi öznel deneyimiyle aşkın da bir bilgi imkânı olduğunu ekler. Atatürk’ün “cahil” sözü anılır; “bilmek, güvenmek, sezmek” başlığı altında kendimize sorulacak sorular verilir ve asıl sorunun kendimizi ne kadar iyi kandırdığımız olduğu söylenir.

Bu videodan 13 kesit

İnsan doğası gereği bilmek ister

Avcıoğlu, varoluş sorunları varsa, sorular ve sorunlar varsa doğal olarak cevapların ve çözümlerin aranacağını, insanın soru ve cevap olan yerde bilmek isteyeceğini söylüyor. Aristoteles’in “Metafizik” başlığı altında toplanan eserlerinin girişinde “İnsan doğası gereği doğal olarak bilmek ister” dediğini hatırlatıyor ve bilmekten kastın ne olduğunu düşünmemizi istiyor; bu tür konularda dünya üzerinde iletişim kurduğu insanların büyük çoğunluğunda çok büyük bir farkındalıksızlık gözlemlediğini anlatıyor.

“İnsan doğası gereği bilmek ister.”

Kesiti aç

Her şey bilmenin konusu değil

Avcıoğlu, ilk farkındalıksızlığın insanın bu evrendeki her şeyi, her konuyu, her alanı bilmenin konusu zannetmesi, ikincisinin ise bilinç dışında kendisini rahatsız eden bütün konularda her şeyin bilinebileceğini, kendisinde bir bilgi eksikliği olduğu için mutsuz yaşadığını zannetmesi olduğunu söylüyor. Bilmek ve bilgi derken ne kastettiğimizi fark etmenin önemini, “Ahmet’i biliyor musun?” örneğiyle anlatıyor: yalnızca ismini mi, kim olduğunu mu, bütün özelliklerini mi, onu ne kadar yakından biliyoruz? Bu farkındalığın varoluş sorunlarını kapsayarak aşmakta önem taşıdığını söylüyor.

“İnsan, her şeyi bilmenin konusu sanıyor.”

Kesiti aç

Kat’i bilgi, zan, cehalet

Avcıoğlu, bilmenin on bin yıldır tarif edilmeye çalışıldığını, hepsinin ortak noktasının bir çan eğrisinin üç noktası gibi üç durum olduğunu söylüyor: bir uçta bir konudaki mutlak kat’i bilgi, öbür uçta mutlak cehalet, ortada zan bölümü. Bunların övgü ya da yargı sıfatları değil, durum tespiti olduğunu vurguluyor. Platon’un bu diyagramı çizdiğini, kat’i bilgiye “episteme” dendiğini, epistemoloji alanının oradan geldiğini, İslam coğrafyasının filozofları ve kelamcılarının ise buna kat’i, burhani bilgi dediğini anlatıyor.

“Bunlar bir övgü ya da yargı sıfatları değil, bir durum tespiti.”

Kesiti aç

Eminim ama bilmiyorum

Avcıoğlu, ortadaki geniş alanın zan durumu olduğunu, Eski Yunanca’da “doksa” dendiğini anlatıyor ve “pek doğru olmayan ama güzel bir analojiyle” yüzde sıfır cehalet, yüzde yüz kat’i bilgi, arada kuvvetli zan, ümit, emin olmak, şüphe ve umutsuzluk bulunduğunu söylüyor. Birinin “seni seviyorum” demesinin bilmenin konusu olup olmadığını soruyor: bunu kat’i bilgiyle bilebilir miyiz, yoksa zan alanında mıyız? Eminim diyebiliriz, ama bilemeyiz; çünkü bu, insan zihninin, aklının ve yetilerinin ötesinde bir durum.

“Evet, beni sevdiğinden eminim diyebilirim. Ama bilmiyorum, bilemem.”

Kesiti aç

Bilmediğini bilmemek

Avcıoğlu, bir bilmek matrisi kurduğumuzda bildiğimizi bildiğimiz şeylerin, bilmediğimizi bildiğimiz şeylerin, bildiğimizi bilmediğimiz şeylerin ve bilmediğimizi bilmediğimiz şeylerin bulunduğunu söylüyor. Bilmediğini bilmemeye eskilerin “cehli mürekkep” dediğini, Erasmus’un “cehalet mutluluktur” sözüne şaka yollu “cehli mürekkep başa bela” diye eklediğini anlatıyor; bu video serisinde “bilmek” derken büyük harflerle “Bilmek”i, yani kat’i bilgiyi kastettiğini belirtiyor.

“Bilmediğini bilmemek, genelde insanın başına bela getirir.”

Kesiti aç

Bilemediklerimiz ve bilinemeyenler

Avcıoğlu, bu evrende her şeyin bilmenin konusu olmadığını söylerken iki durum ayırıyor: o an için kişiye ya da insanlığa özel, henüz bilemediğimiz ama bilinebilecek şeyler (beş yüz yıl önce kimse elektromanyetik alanı, Higgs alanını, yer çekimini bilmiyordu ama hepsi vardı); ve insan zihninin, aklının ve duyularının ötesinde bilmenin konusu olmayan alanlar. Önce her şeyin bilmenin konusu olmadığını fark etmek gerektiğini söylüyor.

“Önce her şeyin bilmenin konusu olmadığını fark etmek gerekiyor.”

Kesiti aç

Kapsayarak aşmak için her şeyi bilmek gerekmez

Avcıoğlu, bu video serisinin amacının her şeyi bilmek ya da her şeyi bilmenin yolunu bulmak olmadığını, varoluş sorularını ve sorunlarını “bilmek, çözmek” değil “kapsayarak aşmak” diye tabir ettiğini söylüyor. Amaç dış dünyadaki ızdıraplardan, nevrozlardan ve depresyonlardan bir ölçüde kurtulup daha huzurlu, mutlu, neşeli bir hayat kurmaksa, birçok şeyi bilerek buna ulaşabileceğini zanneden kişinin önce her şeyi bilmek zorunda olmadığını fark etmesi gerekiyor. Kendisinin de her şeyi bilerek bu hâle ulaşmadığını, ilk farkındalığının bu olduğunu anlatıyor.

“Mutlu yaşayabilmek için her şey bilmenin konusu değil.”

Kesiti aç

Bilgi imkânları: duyu, akıl, deney, akli sezgi

Avcıoğlu, insanlığın bilgi imkânları olarak neleri kabul ettiğini sıralıyor: beş duyumuzla bilgi edinmek, rasyonel düşünce ve mantıkla bilgiye ulaşmak (felsefenin referansı), deney ve gözlemle bilgiye ulaşmak (bilimin referansı), Sokrates ve Platon’un içinde olduğu bir grubun görüşü olarak bilginin en baştan insana yüklenmiş olduğu ve yaşadıklarımızın o apriori bilgiyi hatırlamak olduğu iddiası, ve akli sezgi. Örnek olarak insanın kendi ölümünü akli sezgiyle bildiğini, deney gözlemle bilemeyeceğini söylüyor.

“Örneğin en basitinden, insan kendi ölümünü akli sezgiyle bilir.”

Kesiti aç

Vahiy, ilham ve keşf

Avcıoğlu, dinler alanındakilerin vahiy dediği bir bilgi imkânından bahsettiğini anlatıyor: Tanrı’nın insanlar içinden seçtiği bazı özel kullarına, yani peygamberlere bilgi aktarması, peygamberlerin de aldıkları bilgileri diğer insanlara iletmesi; vahiy ve nübüvvet. İlhamın da vahyin biraz değişiği olduğunu, daha çok spontane durumlarda Tanrı’nın insanlara verdiği, o anda ne yapılması gerektiğine ya da durumun ne olduğuna dair parçacık bir bilgi olduğunu söylüyor. Deneyimci mistiklerin de bir bilgi imkânı olarak “keşf”i, yani kalbî sezgiyi ortaya sürdüğünü ekliyor. Bunları insanlığın on bin yıldır verdiği cevaplar olarak aktardığını, kendi öznel durumu olarak olumlama ya da yadsıma kullanmadığını belirtiyor.

“Vahiy ve nübüvvet de bir bilgi imkânıdır.”

Kesiti aç

Aşk da bir bilgi imkânıdır

Avcıoğlu, tamamen öznel bir iddia olarak ve deneyimlediği için aşkın da bir bilgi imkânı olduğunu söylüyor. Burada kastettiği, insanlar arasındaki hoşlanma, sevgi ya da duygusal ilişkiler değil; geçmişte bazı mistikler ya da tasavvuf grupları tarafından tanımlanan ilahi aşk da değil; onlardan farklı bir deneyim olduğunu, yeri geldiğinde detaylı açıklayacağını belirtiyor. Aşkla da ulaşılmış bilgiler olabileceğini, bunu deneyimlediği için rahatça söyleyebildiğini, ama bunun tamamen öznel olduğunu vurguluyor.

“Bence aşk da bir bilgi imkânıdır.”

Kesiti aç

Sence her şey bilmenin konusu mu?

Avcıoğlu, bu videoda bizden farkına varmamızı ve kendimize bu gözle bakmamızı istediği şeyi soruyor: bilmek, bilgi dendiğinde ne düşünüyoruz? Her şey bu dünyada bilmenin konusu mu olabilir? Bir insan her şeyi bilmeyi bir ömre sığdırabilir mi, ya da bazı şeyler bilmenin konusu değil mi, güvenmek ya da sezmek alanlarına giren konular olabilir mi? Albert Einstein’ın zeki insanların en belirgin özelliklerinden birinin bu dünyada bilmemenin de alanları olduğunu bilmeleri olduğunu söylediğini hatırlatıyor.

“Sence bu dünyada her şey bilmenin konusu mu?”

Kesiti aç

Cahil kimdir?

Avcıoğlu, Mustafa Kemal Atatürk’ün çok beğendiği bir sözünü aktarıyor: cahil dediğimizde mektep okumamış olmayı değil, ilim ve hakikat bilmemeyi, olayların gerçekliğinin farkında olmamayı kastediyoruz; nice mektep okumuşlar arasından cahiller çıktığı gibi hiç mektep okumamış olanlar arasından nice âlimler çıkmıştır. Bunun bir aşağılama ya da yüceltme değil, kat’i bilgi, zan, cehalet ayrımına denk bir durum tespiti olduğunu söylüyor; büyük okullar bitirmiş bazı insanların hayatın somut gerçekliğine zıt sözleri öznel olduğunu belirtmeden “mutlak hakikat” diye söylediğinde o konuda cahil olacağını anlatıyor.

“Biz cahil dediğimizde ilmi, hakikati bilmemeyi kastediyoruz.”

Kesiti aç

Kendimizi ne kadar iyi kandırıyoruz?

Avcıoğlu, bu öznel deneyime “kendi içinde bir hayal dünyası kurmuşsun, kendini kandırıyorsun” diye gelen eleştiriye saygıyla karşıladığını, “haklısın” dediğini, ama bu varoluş sorunları konusunda asıl sorunun kendimizi kandırıp kandırmadığımız olmadığını söylüyor. Bir insanın kendi mutluluğunu kurabilmesinin önce kendini tanımakla olduğunu, bu yüzden tapınaklarda, mistik ekollerde, felsefe okullarının kapılarında hep “kendini tanı, kendini bil” yazdığını anımsatıyor.

“Bu dünyada yaşarken sorun, kendimizi kandırıp kandırmadığımız değil; sorun, kendimizi ne kadar iyi kandırıp kandıramadığımız.”

Kesiti aç

Sıradaki videolar

Yeni bir kesit yayımlanınca haber ver

Sık sık e-posta göndermeyiz; yalnızca yeni video ve canlı yayın tarihi olduğunda. Her e-postanın altındaki bağlantıyla istediğin an ayrılabilirsin.