İçeriğe geç
Sevgili İnsan

Videolar › Jargon ve kavramlar sözlüğü

Jargon ve kavramlar sözlüğü

Murat Avcıoğlu, video serisi boyunca sık kullanılan otuz kavramın, yani nitelikli benlik farkındalığından âlim, ârif ve âşığa kadar, neyi kastedip neyi kastetmediğini anlatıyor.

Videonun bölümleri30 bölüm

Bu videoda

Jargon ve kavramlar sözlüğü, Avcıoğlu’nun video serisi boyunca çok sık kullandığı ve çoğuna aşina olunmayan kavramların kısa açıklamalarından oluşur; amaç, ana konu videolarına geçmeden önce bir kulak aşinalığı oluşturmak ve iletişim kaybını azaltmaktır. İlk kavramlar insanı anlatır: nitelikli benlik farkındalığı, en dipteki temel motor iki güdü, şartlandırılmış zihin, sapiensin üç tip benliği, bilinç ve farkındalık, bilgi, inanç ve sezgi, anlamlı bilinçli farkındalık ve anlamlı bilinçli farkındalıklı agnostik hâl.

Sonra evrenin ölçüleri ve insanın hâlleri gelir: çan eğrisi ölçüsü, algıda ve yargıda görecelik, diyalektik zevç uzay zaman madde enerji ölçüsü, duygu durumu-hâl-makam, haz-huzur-mutluluk hâli, ideolojik cinnet, özgümlülük, sevgi ve aşk, selam ve esenlik, merhamet ve şefkat, akıl-zihin, çelişki ve paradoks. Son bölümde bütün, varoluş ve Tanrı, varoluş-hiçlik, kapsayarak aşmak, ispatlamak ve temellendirmek, realite ve gerçeklik, kapanmayan yarık, büyük eksik, kanitin teslimiyet ile âlim, ârif ve âşık anlatılır.

Bu videodan 29 kesit

Nitelikli benlik farkındalığı

Avcıoğlu, sapiensin nitelikli benlik farkındalığı derken neyi kastettiğini sayıyor: öz benliğinin farkında olma yetisi; ben merkezli, sürdürülebilir bir fenomenel dünya kurup bunun farkında yaşayabilmesi; özgeçmişçi ve özgelecekçi bellek; simgesel düşünme ve üçüncü dereceden soyutlama yapabilme. Örnek olarak “ay yüzlü sevgilim” sözünü veriyor: karşısındaki bunun yalnızca ayın yüzeyine benzeyen bir yüz değil, çok parlak, çok güzel bir yüz demek olduğunu anlıyor. Bu özelliğin dünyadaki diğer türlerde görülmediğini söylüyor.

“Nitelikli benlik farkındalığı demek, şunu kastediyorum bununla. Öz benliğinin farkında olma yetisi.”

Kesiti aç

En dipteki temel motor iki güdü ve içgüdüleri

Avcıoğlu, sapiensin bütün düşünsel, eylemsel ve tepkisel davranışlarının kaynaklandığı en dipteki iki temel güdüden söz ediyor: mutlak güvende hissetmek ve mutlak değerli hissetmek. Hayvanlarda da olan korunma, barınma, yeme içme ve üreme içgüdülerinin üstüne, nitelikli benlik farkındalığı sayesinde ölümden sonra da varlığını sürdürme arzusunun ve sevilme, beğenilme, takdir edilme isteğinin eklendiğini anlatıyor. Davranışların nedenine “niye böyle yapıyorsun?” diye aşağı doğru inildiğinde bu iki güdüye ulaşıldığını belirtiyor.

“Bunlardan bir tanesi mutlak güvende hissetmek, diğeri mutlak değerli hissetmek.”

Kesiti aç

Şartlandırılmış zihin

Avcıoğlu, şartlandırılmış zihin derken, insanın iki üç yaşında nitelikli benlik farkındalığına ulaşmasından 18-20 yaşına kadar önce ebeveynleri, sonra yakın çevresi, toplum, devlet ve insanlık tarafından kodlanmasını kastettiğini söylüyor: kimliklerimiz, dinimiz ya da inançsızlığımız, ideolojimiz, doğru yanlış, güzel çirkin yargılarımız, davranış kalıplarımız, başarı ve mutluluk modellerimiz. 15-18 yaşına geldiğimizde “sen kimsin?” sorusuna verdiğimiz cevabın çoğunu kendimiz araştırıp belirlememişizdir. Bu kavramı, varoluş soru ve sorunlarını kapsayarak aşmanın en kritik kavramlarından biri olarak görüyor.

“Kendimiz üzerinde düşünüp araştırıp belirlememişizdir. Bize öğretilmiş, şartlandırılmıştır.”

Kesiti aç

Sapiensin üç tip benliği

Avcıoğlu, sapiensin üç tip benliğini anlatıyor. Organizmal benlik, beynimizdeki organizmal benlik haritasıyla ben demeyi, üç boyutlu ve zamanlı bu evrende deneyimlememizi sağlayan, bedenle ilgili bütüncül benliktir; zihin-beden ikiliği demek değildir. Karakter benlik, aile, çevre, devlet ve toplumun şartlandırmasıyla oluşan, “sen kimsin?” denince tarif ettiğimiz insan yapımı benliktir. Gözlemci benlik ise içimize yöneldiğimizde bizi izleyen, hiçbir zihin durumunun ulaşamadığı, 5 yaşındaki ile 95 yaşındaki hâlimizde değişmeden duran bendir.

“Ama o gözlemci benlik dediğimiz hiç değişmeden orada sabit bir şekilde kalıverir.”

Kesiti aç

Bilinç ve farkındalık

Avcıoğlu, bilinç ve farkındalığın uzun yüzyıllardır üzerinde düşünülen, hâlâ tanımlanamayan kavramlar olduğunu, tanımlamaya çalışınca totolojiye düşüldüğünü söylüyor: bilinç yapıp ettiklerimizin bilincinde olmak, farkındalık bir şeyin farkında olmak. Bu videoların tamamında, tanımlanamayan bu insana özgü hâli kastettiğini, ikisini aynı şeyin iki farklı görünümü olarak kullandığını belirtiyor.

“Bilinç ve farkındalığı aslında lisan olarak ayrı bir şeymiş gibi söylense de ben bunların aynı şeyin iki farklı görünümü olduğunu düşünüyorum.”

Kesiti aç

Bilgi, inanç, sezgi

Avcıoğlu, bu videolarda bilmek ve bilgi derken kesin, yüzde yüz bilgiyi, yani episteme ya da burhani bilgiyi; inanç derken yalnızca dinî inancı değil, tamamen öznel yeterli sebeplerle bir şeyi doğru kabul etmeyi; sezgi derken akıl yürütme, mantık, duyu ve gözlemin dışındaki, sezerek bilme ve yaşayarak deneyimleme imkânını kastettiğini söylüyor. İmanın da dinî inancın kristalleşmiş ifadesi olduğunu, güvenmek anlamında kullandığını belirtiyor.

“İnanç dediğimde tamamen öznel yeterli sebeplerden dolayı bir şeyi doğru kabul etmek ve geçerli saymayı kastediyorum.”

Kesiti aç

Anlamlı bilinçli farkındalık

Avcıoğlu, anlamlı bilinçli farkındalıkla yapmaktan, bir düşünme eylemini, davranışı ya da söylemi o anda bilinçli bir farkındalıkla ve rastgele değil, kendi biçtiği bir anlam ekseninde yapmayı kastettiğini söylüyor. Ne yaptığının, ne yapmadığının, ne istediğinin ve ne istemediğinin farkında olarak karar vermiş olmak gerekir. Sinemaya gitmek gibi küçük bir işte de, varoluş soruları üzerine meditasyon yapmak gibi büyük bir işte de aynı şeyi kastediyor.

“Sinemaya gidiyorum. Anlamlı, bilinçli bir farkındalıkla sinemaya gidiyorum.”

Kesiti aç

Anlamlı bilinçli farkındalıklı agnostik hâl

Avcıoğlu, bazen ABF diye kısalttığı bu ifadede agnostik sözcüğünü bir etiket isim olarak değil, bir hâl, bir davranış modeli olarak kullandığını söylüyor: “ben agnostiğim” demek bir etiket beyanıdır; kastettiği, bilmediği ya da yeni fark ettiği bir konuya o anda önyargısız, tam nötr bir hâlde yaklaşmaktır. Tüm yetileri kullanılır, ama hiçbir ön yargı ya da ön inanç, inançsızlık dogmatik bir şekilde engel olmaz.

“Ben bu konuyu henüz bilmiyorum. Şu anda tüm yetilerimi kullanarak bakacağım, araştıracağım, inceleyeceğim, buna zaman ayıracağım.”

Kesiti aç

Çan eğrisi ölçüsü

Avcıoğlu, çocukluğundan beri gözlemlediği ve yaklaşık 40 yıldır bilinçli olarak izlediği bir ölçüden söz ediyor: bu evrende her şey çan eğrisine uygun bir dağılım gösterir, iki uç ve ağırlıklı bir ortalama vardır. Örnek olarak, çalıştığı 200 bin tavuklu bir çiftlikte yumurtaların boyutlarını anlatıyor: birkaçı fındık, birkaçı armut kadar, neredeyse hepsi 60-100 gram. Hiçbir şeyin yüzde sıfır ya da yüzde yüz tek tip olmadığını, dinleyicinin de kendi içindeki ve çevresindeki her şeye bakıp bunu gözlemleyebileceğini söylüyor.

“Her şey bir dağılımla devam ediyor. Çan eğrisi ölçüsü diyorum ben.”

Kesiti aç

Algıda ve yargıda görecelik ölçüsü

Avcıoğlu, insanların aynı olayı gördüklerinde aynı şeyi algılayıp aynı yargıya varacağını sanarak yaşadığını, oysa aynı zamanda ve mekânda aynı olayı gözlemleyen kişilerin bambaşka algılar ve yargılar ürettiğini söylüyor. Bu yanılsamanın hem küçük hayatlarımızda sorun çıkardığını hem de varoluşsal konuları düşünürken yanlış yollara götürdüğünü belirtiyor. Algının beş duyudan gelen verilerin zihnin ilk işleminde bütünleşmesi, yargının ise bunun ikinci işlemde doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin diye değerlendirilmesi olduğunu açıklıyor.

“Tam tersine bambaşka algılar, bambaşka yargılar ürettiğini görürüz.”

Kesiti aç

Diyalektik, zevç, uzay, zaman, madde, enerji ölçüsü

Avcıoğlu, neden zevç sözcüğünü seçtiğini anlatıyor. Zevç, eski Arapçada eşler, aynı nitelikleri gösteren gruplar ve ikisi bir aradayken bir bütünü tanımlayan zıtlar anlamlarında kullanılıyor. Türkçede “zıt” denince yalnızca birbirine zıt iki şey anlaşıldığını, oysa zevçte iki tarafın yalıtılmış ayrı şeyler olmadığını, birlikte ikisinden de farklı ama ikisini de içeren bir durumun farklı görünümleri olduğunu söylüyor.

“Zıt dediğimizde sadece birbirine zıt olan iki şey anlaşılıyor. Zevç öyle değil.”

Kesiti aç

Duygu durumu, hâl, makam

Avcıoğlu, duygu durumu, hâl ve makam kavramlarının aralarında nitelik farkı olduğunu söylüyor. Duygu durumu, zihnin dış nesnelerle ya da kendi düşünceleriyle etkileşiminden doğan, geçici ve sürekli değişen duygulardır: üzülmek, sevinmek, nefret etmek. Hâl ise kişinin anlamlı bilinçli farkındalıkla yaşayarak kendisinde oluşturduğu uzun süreli ana mihver yaşam tarzı ve yaşam hissidir. Öfke bir duygu durumudur; ama bazı insanlar için öfke, bütün ilişkilerinde sürekli olan bir hâle dönüşmüştür.

“Hal, insanın anlamlı bilinçli farkındalıkla yaşayarak kendisinde ana mihver yaşam tarzı, yaşam durumu, yaşam hissi meydana getirmesidir.”

Kesiti aç

Haz, huzur, mutluluk hâli

Avcıoğlu, huzurun bir duygu durumu ya da hâl olmadığını, bir alarm sistemi olduğunu söylüyor: insanın bir konuda yanılsamalara ve bağımlılıklara ne kadar özdeşleştiğini, gerçeklikten ne kadar uzak yaşadığını haber verir. Bunu, hastalık olmayıp vücutta bir şeylerin yolunda gitmediğini bildiren ateşe benzetiyor. Huzursuzluk gerçeklikten uzaklaşmanın, huzur ise yanılsamalardan kurtulup gerçekliğe uygun davranmanın göstergesidir.

“Huzur bir alarm sistemidir.”

Kesiti aç

İdeolojik cinnet

Avcıoğlu, ideolojiye sahip olmanın sorun olmadığını, farkındalıksızlıkla yaşayan herkesin bir ya da birkaç ideolojisi olacağını söylüyor. Asıl soru, bunu normal bir ideoloji olarak mı yoksa ideolojik cinnet hâlinde mi yaşadığımızdır. İdeolojik cinnetten kastı, yaşanan gerçeklikten kopmuş, kendi ideolojisinin aleyhine apaçık gerçekler ortaya çıksa bile bunları kabul etmeyen ve kendi ideolojisi dışındaki her şeyi kötülüğün kaynağı sayan sürekli bir hâldir.

“Önce mesele şu. Bunu normal bir ideolojin olarak mı yaşıyorsun yoksa bir ideolojik cinnet halinde misin?”

Kesiti aç

Özgümlülük, özgümlü

Avcıoğlu, özgürlük sözcüğünün insan zihinlerinde büyük bir yanılsama ve indirgeme içerdiğini, çünkü özgürlüğün tek başına var olmadığını, yapışık bir ikiz kardeşi olan sorumlulukla birlikte düşünülmesi gerektiğini söylüyor. İnsanın anlamlı bilinçli farkındalıkla varoluş soru ve sorunlarını kapsayarak aşma yolculuğunda ulaştığı hâli “özgür” ya da yalnızca “sorumlu” diye adlandıramadığı için iki sözcüğü birleştirerek özgümlülüğü ve ona sıfat olan özgümlüyü kullandığını anlatıyor.

“Ben özgürüm demiyorum, ben özgümlüyüm demeyi tercih ediyorum.”

Kesiti aç

Sevgi ve aşk

Avcıoğlu, bu jargonda sevgi ile aşkın nitelik farklı iki kavram olduğunu, birbirinin yerine kullanılamayacağını söylüyor. Sevgi, insanın en dipteki temel motor iki güdüsüne uygun olarak kendi faydasına olanı tercih ettiği, zarar vereceğini düşündüğünden kaçtığı bir zihin durumudur, yani hub sevgisidir. Bunun ne aşağılanması ne de ilahi bir anlama büründürülmesi gerektiğini, anne sevgisi gibi en kutsal sayılan örneklerde bile çocuk büyüdükçe koşullu sevgiye dönüşebildiğini ve her duygu durumu gibi sevginin de bir zevci, nefretin bulunduğunu belirtiyor.

“Sevgi insanın zihniyle yaşadığı bir duygu durumudur.”

Kesiti aç

Selam ve esenlik

Avcıoğlu, selamın Sami dil ailesinden gelen, kök anlamıyla barış ve esenlik demek olan bir sözcük olduğunu anlatıyor. Eskiden insan toplulukları sağ ellerini kaldırıp avuç içlerini göstererek “bak benden sana zarar, ziyan, kötülük gelmez” demek istiyordu. Selamın özünün esenlik ve barış hâli, kötülük ve zarar gelmemesi olduğunu; söylendiğinde bir temenni, bir vaat, bir söz olduğunu belirtiyor.

“Selam bir esenlik, barış halidir. Kötülük, zarar ziyan gelmemesi halidir.”

Kesiti aç

Merhamet ve şefkat

Avcıoğlu, sevgi, iyilik ve merhametin güzel ama birer zihin durumu olduğunu, bu yüzden ortam, algı ve fayda zarar değiştiğinde zevçlerine dönüşebildiğini söylüyor: iyilik kötülüğe, merhamet zorbalığa, sevgi nefrete. Esenlik, şefkat ve aşk ise zihinle yaşanmayan, insanın varoluşsal benliğiyle ilgili bir hâl, bir bilinç seviyesi olduğu için dış nesnelerden etkilenmez, değişmez. Temennisini de bu üçüyle dile getirdiğini belirtiyor.

“Esenlik, şefkat, aşk seninle olsun deriz.”

Kesiti aç

Akıl, zihin, zihin durumları

Avcıoğlu, akıl, zihin ve zihin durumlarının farklı şeyler olduğunu söylüyor. Akıl dediğinde insanın rasyonel düşünce ve mantık yönünü; zihin dediğinde duyumlamaların, düşüncelerin, yargıların ve duyguların üretildiği alanı; zihin durumları dediğinde ise bildiğimiz duygu durumlarını kastediyor. Geçmişte ruh, anima, psyche gibi sözcüklerle de karıştırılan bu kavramları birinci katman videolarında ayrıntılı ele alacağını belirtiyor.

“Akıl, zihin ve zihin durumları dediğimizde farklı şeyler kastediyorum.”

Kesiti aç

Çelişki ve paradoks

Avcıoğlu, çelişki ile paradoksun aslında aynı anlamda da kullanıldığını ama bu jargonda aralarında fark olduğunu söylüyor. Çelişki, söylem ile eylemin taban tabana zıt olması durumudur: yarın diyete başlıyorum diyen birinin ertesi gün büyük boy pizza, kola ve kaymaklı ekmek kadayıfı sipariş etmesi. Paradoks ise aynı konu hakkındaki iki söylemin zıt olmasıdır; burada davranış yoktur. Örnek olarak Tanrı’nın “şah damarımızdan daha yakın” ve aynı zamanda “ulaşılamayacak kadar uzak ve aşkın” olduğunu söyleyen iki cümleyi veriyor.

“Çelişki, söylemle eylemin taban tabana zıt olması durumudur.”

Kesiti aç

Bütün, varoluş, Tanrı, Zâhirhû Bâtınhû

Avcıoğlu, Tanrı kavramının dinlerin Tanrısı ve filozofların Tanrısı dışında üçüncü bir ana kategorisi olduğunu anlatıyor: bazı deneyimci mistiklerin akıl ve zihnin ötesinde, yalnızca yaşayarak deneyimlenebilen Tanrı’sı. Bunların bir grubunun çok kullandığı “Zâhirhû Bâtınhû” kavramı birçok kutsal kitapta geçiyor: hem görünen, duyumlamaya açık olan hem de gizli, duyumlamaya açık olmayan. Bunun bir çelişki değil, bir paradoks cümlesi olduğunu söylüyor.

“Dikkat et, bir çelişki değil, bir paradoks cümledir.”

Kesiti aç

Varoluş-hiçlik, yokluk-varlık

Avcıoğlu, varlık, yokluk, varoluş ve hiçlik sözcüklerinin farklı kaynaklarda farklı anlamlarda kullanıldığını, kendisinin bunları bu video serisine özel bir matris olarak kurduğunu söylüyor. Varoluş ile hiçlik en genel, en büyük zevçtir; varlık ve yokluk ise oluş ve hareket evrenindeki nesnelerin geçici durumlarıdır. Kiraz ağacı örneğini veriyor: ağaç 500 milyon yıl önce bir yokluğa sahipti, ama hiçliğe değil; bugün çiçek açtığında görebiliyoruz.

“Yokluk başka bir şeydir, hiçlik başka bir şeydir.”

Kesiti aç

Kapsayarak aşmak

Avcıoğlu, bu evrende hiçbir şeyin hiçliğe gönderilemediğini, her şeyin değişip dönüştüğünü, bu yüzden varoluş soru ve sorunlarını “yenmek” ya da “yok etmek” demeyip “kapsayarak aşmak” dediğini söylüyor. Yok ettiğini, kaçtığını ya da bastırdığını sanan insan, en zayıf anında bunlarla yeniden karşılaşabilir. Kapsayarak aşıldığında ise o şey yeni hâlin içinde yaşar, derin bir kavrayış geliştirilmiştir; artık zamanını çalamaz.

“Onları kapsayarak aşmak tabirini, kavramını kullanıyorum.”

Kesiti aç

İspatlamak, temellendirmek

Avcıoğlu, ispatlamak ile temellendirmenin nitelik farklı iki kavram olduğunu söylüyor. Nesnel, somut konular ispatın konusudur. Öznel konularda ise, yani inançta (tamamen öznel yeterli sebeplerle bir şeyi doğru kabul etmek), ispatlamaya çalışmanın kavgaya ve gerginliğe yol açtığını belirtiyor. Öznel bir konuda yapılması gereken, yeterli sebeplerini güzelce ortaya koyarak temellendirmektir. Kendisi de deneyimini anlatırken ispat etmeye çalışmıyor, neden öyle düşündüğünü temellendiriyor.

“Ama onu temellendirmen daha doğru bir davranıştır.”

Kesiti aç

Realite-hakikat, gerçeklik

Avcıoğlu, gerçeklik sözcüğünü, bir olayın ya da şeyin tüm yorumlardan, pazarlıklardan ve şartlanmış zihne uydurma çabalarından arındırılmış hâliyle “neyse o olması” anlamında kullandığını söylüyor. Bir konunun gerçekliği apaçık belli olduktan sonra, aleyhimize olsa da hoşumuza gitmese de büyük bir olgunlukla kabullenmek gerektiğini, çünkü yanılsamaların kapsayarak aşılamayacağını, ancak gerçeklikler kapsanarak aşılabileceğini belirtiyor.

“Çünkü yanılsamalar kapsayarak aşılamaz.”

Kesiti aç

Kapanmayan yarık

Avcıoğlu, kapanmayan yarığı, şu anda olduğumuz kişinin tüm özellikleri ve nitelikleriyle, kafamızda olmak istediğimiz ideal kişi arasındaki fark olarak tanımlıyor. “Boyum şöyle olsaydı, şu diplomaya sahip olsaydım, şu kişi bana âşık olsaydı” diye düşündüğümüz bu kurgusal ben, mutlak değerli hissetme güdümüzün doyuma ulaşacağını sandırıyor. Bunun bir yanılsama olduğunu, ama insana büyük ızdırap, nevroz ve depresyon yaşattığını söylüyor.

“Şu anda olduğun sen, tüm özelliklerin, tüm niteliklerinle ve kafanda olmak istediğin o ideal sen. Arasındaki farklar.”

Kesiti aç

Büyük eksik, The ARZU

Avcıoğlu, 2,5-3 yaşında nitelikli benlik farkındalığına vardığımızda “ben” ve “ötekiler” demeye başladığımız için bütünden koptuğumuzu, bunun ömür boyu en dipte bir şeylerin eksik olduğu duygusu olarak aktığını anlatıyor. Bu eksikliği tamamlayacağını sandığımız nesnelere duyduğumuz büyük arzuya “The Arzu” diyor. Oysa bu, nesnesi olmayan bir eksiktir; benlik farkındalığına sahip bir varlığın doğal hâlidir ve onu tamamlayacak tek şey kendi benlik farkındalığından kurtulmaktır.

“Oysa o eksik nesnesi olmayan bir eksiktir.”

Kesiti aç

Kanitin teslimiyet

Avcıoğlu, “teslimiyet” sözcüğünü neden tek başına kullanmadığını anlatıyor: birçok çeşit teslimiyet var, vuruşa vuruşa, direne direne, ikinci planlar yaparak teslim olmak gibi. Kanitin teslimiyet, Arapça “kânit” sözcüğünden, bunların hiçbiri değil: gökten düşen bir taş gibi, direnmeden, baştan, önden, proaktif bir şekilde, hiçbir hesap kitap yapmadan teslim olmak. Bunu, değiştirilemeyeceği anlaşılan şeyler için bu video serisine özel kullandığını belirtiyor.

“Gökten düşen bir taş gibi teslim ol, direnmeden, baştan, önden, proaktif bir şekilde, hiçbir hesap kitap yapmadan teslimiyet.”

Kesiti aç

Âlim, ârif, âşık

Avcıoğlu, âşığın tanımını yapıyor: önce arif olmak gerekir; âşık, gerçekliğin ve kendi hakikatinin gerçeklerini fark etmiş, esenlik, şefkat, aşk hâlini yaşamının ana mihveri yapmış kişidir. Bunu dışarıdan bakarak tanımanın zor olduğunu, tanımlamaya çalıştıkça eksiltildiğini, “sustuk” demenin kelimelerle konuşulamayacak alana girmek olduğunu söylüyor. Âlim bilen, ârif tanıyan, âşık ondan da geçmiştir; âşık olmak biraz da cesaret işidir.

“Aşık olmaya cesaretin var mı derlerdi.”

Kesiti aç

Sıradaki videolar

Yeni bir kesit yayımlanınca haber ver

Sık sık e-posta göndermeyiz; yalnızca yeni video ve canlı yayın tarihi olduğunda. Her e-postanın altındaki bağlantıyla istediğin an ayrılabilirsin.