İçeriğe geç
Sevgili İnsan

Videolar › Her türden yalnızlık

Her türden yalnızlık

Murat Avcıoğlu, her türden yalnızlık varoluş sorununu sosyal yalnızlık, varoluşsal yalnızlık, kişinin kendine yalnızlığı ve anlamında tek başınalık olmak üzere dört alt başlıkta anlatıyor.

Videonun bölümleri13 bölüm

Bu videoda

İnsanın sosyal bir varlık olduğu, mutlak güvende hissetme güdüsü nedeniyle yalnız kalmak istemediği; ama hayatın gerçekliğinde insanların bazen gerçekten yalnız kaldığı ve en sevdiklerimizi hiç beklemediğimiz anda kaybedebileceğimizi bildiğimiz anlatılır. Bu çatışmadan doğan sorun “her türden yalnızlık varoluş sorunu” diye adlandırılır ve dört alt başlıkta incelenir. Sosyal yalnızlıkta insan birileriyle olmak, güvende hissetmek ister; sevdiklerini kaybetme korkusu büyük bir gizli ızdıraptır. Varoluşsal yalnızlıkta kalabalıkların içinde, en kaliteli ilişkilerde bile insanın varoluşu olarak yapayalnız olduğunun, hayatının bütün sorumluluğunun omuzlarında olduğunun ve yapayalnız ölüneceğinin farkında olduğu söylenir; hesap verme şartlandırmasının bu tedirginliği artırdığı anlatılır.

Kişinin kendine yalnızlığında tek bir karakter benliğimiz olmadığı, organizmal ve gözlemci benliklerimizin de bulunduğu, olduğumuz kişiyle olmak istediğimiz kişi arasındaki kapanmayan yarığın kendimizle tam birlikte olamamamıza yol açtığı ve Marx’ın dikkat çektiği gibi kendimize yabancılaştığımız anlatılır. Anlamında tek başınalıkta ise kişi kendine kendi anlamını biçip öyle yaşamaya başladığında toplumdan ve yakınlarından tepki, izolasyon ve yaptırımlarla karşılaşabilir; herkesin konfor alanından mutlu olduğu söylenir. Bu yalnızlıkların insanın ızdıraplarının, nevrozlarının ve depresif hâllerinin kaynağı olduğu, ama farkında olunmayan yanılsamalar fark edilerek büyük bölümünün kapsanarak aşılabileceği belirtilir.

Bu videodan 13 kesit

İnsan yalnız kalmak istemez

Avcıoğlu, insanın sosyal bir varlık olduğunu, uzun zamanlara dayanan evrimi sonucu izole bir hâlde yalnız yaşayabilen bir varlık olmadığını, gruplar ve toplumlar içinde yaşadığını söylüyor. Bunun en dipteki temel güvenlik güdümüzle, yani mutlak güvende hissetmekle ilgisi var; üst hayvanların çoğu da sürüler hâlinde yaşıyor, çünkü dış tehditlere karşı birlikte daha iyi savunma kurabiliyorlar. İnsan da yüz binlerce yıllık biyolojik ve kültürel evriminde hep bir arada yaşamak istedi; özellikle derin duygusal bağlar kurduklarıyla bir arada olmak onu güvende hissettiriyor.

“Tek başına yalnız olmak istemiyor. Birileriyle birlikte olmak istiyor.”

Kesiti aç

Hayvan ya da tanrı

Avcıoğlu, insanın hayatın zorluklarına karşı çok sevdiği ve derin duygusal bağlar kurduğu kişilerle birlikte daha rahat karşı konulabileceğini düşündüğünü, çoğunlukla da haklı olduğunu söylüyor. Tarihte söylenmiş bir sözü hatırlatıyor: mutlak yalnız yaşayabilen birinin içinde ya bir hayvan vardır ya bir tanrı. Ama dıştaki gerçekliğe bakınca insanların bazen gerçekten yalnız kaldığını, güven ortamındayken bile en sevdiklerimizi hiç beklenmedik anlarda kaybedebileceğimizi sezgisel olarak bildiğimizi, bu çatışmanın büyük bir varoluş sorununa yol açtığını anlatıyor.

“Mutlak yalnız yaşayabilen birinin içinde ya bir hayvan ya da bir tanrı vardır denmiştir.”

Kesiti aç

Her türden yalnızlık: dört tür

Avcıoğlu, bu sorunu “her türden yalnızlık varoluş sorunu” diye adlandırıyor ve dört türde inceliyor: herkesin bildiği sosyal yalnızlık, varoluşsal yalnızlık, kişinin kendine yalnızlığı ve anlamında tek başınalık. Sosyal yalnızlıkta insan birileriyle olmak, güvende hissetmek, hayatı birlikte yaşamak ister; derin duygusal bağ kurduğu kişilerle özel dünyasında çok daha zevkli yaşadığını, toplum hâlinde daha büyük tehditlere karşı daha güvenli olduğunu hisseder. Dertleşecek birini bile bulamadığında çok yalnız hisseder ya da bir gün o duruma düşmekten büyük bir kaygı ve korku duyar.

“Buna her türden yalnızlık varoluş sorunu diyebiliriz.”

Kesiti aç

Sevdiklerimizi kaybetme korkusu

Avcıoğlu, en güvende hissettiğimiz anda, en sevdiklerimizle yan yana iken bile hayatın gerçekliğinin bir anda her şeyi tersine çevirebileceğini, sevdiklerimizi kaybedebileceğimizi, örneğin aniden ölebileceklerini ya da bizim elimizde olmayan sebeplerle bir gün bizi terk edip gidebileceklerini düşünerek zihnimizin korkularla dolduğunu anlatıyor. Bunun büyük bir gizli ızdırap olduğunu, nevrozlar üretebildiğini, gerçekleştiğinde depresyona sokabildiğini, bazen öyle büyük bir korkuya dönüşebildiğini ki gerçekleşme ihtimalinin bile insanı çok nevrotik ve depresif yaşattığını, paranoyalara kadar gidebildiğini söylüyor.

“Bu, büyük bir gizli ızdıraptır.”

Kesiti aç

Kalabalıkta bile yapayalnız

Avcıoğlu, sosyal yalnızlığın bir kat altında, en yakınlarımızla bile bazen her şeyi paylaşamadığımızı, her konuda onlardan yardım isteyemediğimizi anlatıyor; bu da varoluşsal yalnızlığa sirayet ediyor. Varoluşsal yalnızlığı şöyle tanımlıyor: ne kadar kalabalık içinde olursak olalım, ne kadar kaliteli ilişkilerimiz olursa olsun, insan son tahlilde varoluşu olarak yapayalnız olduğunun farkındadır. Ben kimim, bunun anlamı ne, nereden geldik, nereye gidiyoruz gibi alanlarda mutlak izole olduğunu, hiç kimsenin onunla aynı şeyleri hissedemediğini ya da onu tam anlayamayacağını bilir.

“Ne kadar kalabalıkların içinde olursak olalım, ne kadar yakınlarımızla birlikte, ne kadar kaliteli ilişkilerimiz olursa olsun bu hayatta, son tahlilde insan varoluşu olarak yapayalnız olduğunun farkındadır aslında.”

Kesiti aç

Yapayalnız geldik, yapayalnız gideceğiz

Avcıoğlu, varoluşsal yalnızlığın en zirvesinde insanın, dıştaki şartları, kişileri ve olayları ne kadar suçlasa da, sonuçlar bazında hayatının bir bütün olarak topyekün sorumluluğunun yapayalnız omuzlarında olduğunun farkında olduğunu söylüyor; bu, hayatının tüm sorumluluğunu omuzlarına almak zorunda kalmak, çoğu zaman yetkilerin de elinde olmadığını fark etmek demek. Hiç kimsenin bizimle birlikte ölemeyeceğini, bir uçak düştüğünde üç yüz kişi aynı anda ölse bile varoluşsal anlamda ölümün yalnız yaşandığını anlatıyor.

“Bu dünyaya yapayalnız geldik, yapayalnız gideceğiz.”

Kesiti aç

Hesap verme şartlandırması

Avcıoğlu, üç dört bin yıldır bazı dinlerin, özellikle Semitik dinlerin insanlığın zihnine yerleştirdiği şartlandırmayı anlatıyor: bizi Tanrı yarattı, burada imtihan ediyor, ölümden sonra diriltilip yaptığımız her şeyin hesabını verecek ve karşılığında ödül ya da ceza göreceğiz. Bunun binlerce yıl boyunca kuşaklar üzerinde büyük bir şartlanma oluşturduğunu, mutlak manada inkâr edenlerde bile bilinç dışında derinlerde bir tedirginlik bıraktığını söylüyor; bunu doğru ya da yanlış diye değil, bir sorunun kaynağı olarak anlatıyor.

“En derinlerimizde bu şartlandırmanın tedirginliği vardır.”

Kesiti aç

Tek bir karakter benliğimiz yok

Avcıoğlu, kendine yalnızlığı anlatırken kendimizden kendimizi çıkardığımızda sıfır kalmadığımızı, yani tek tip bir benlik olmadığımızı söylüyor: bir organizmal benliğimiz, bir karakter benliğimiz (adım, dinim, ideolojim, değer yargılarım gibi tanımlamalarla kendimizi özdeş zannettiğimiz o ben) var. Karakter benliğimiz de tek değil; patronun yanında, sevdiceğimizin yanında, düşmanımızın karşısında, sosyal medyada ayrı ayrı sergiliyoruz. Bir de bizi bir yabancı gibi dışarıdan gözlemleyebilen, kendimizle konuşabilen gözlemci benliğimiz var.

“Ama gerçek hayata baktığımızda tek bir karakter benliğimiz olmadığını da biliyoruz.”

Kesiti aç

Kendimizle tam birlikte olamamak

Avcıoğlu, işin başka bir yönünde “kapanmayan yarığımız” olduğunu söylüyor: şu anda olduğumuz kişiyle, tüm özellikleriyle olmak istediğimiz kişi arasındaki farklar; fiziksel farklar, yetenek farkları. İnsanların çok seveceği, beğeneceği, takdir edeceği ve kendimizden çok memnun olabileceğimiz ideal benliğimizle şu anki gerçek benliğimiz arasındaki bu fark yüzünden kendimizden kendimizi çıkardığımızda sıfır kalmıyor; ya bir şeyler eksik kalıyor ya bir şeyler fazla. Bu da kendimizle tam birlikte olamamamızı sağlıyor.

“Ya bir şeyler eksik kalıyor ya da bir şeyler fazla. Bu da kendimizle tam birlikte olamamamıza yol açıyor.”

Kesiti aç

Kendimize yabancıyız

Avcıoğlu, kendimize yabancılaşmış hâlde yaşadığımızı anlatıyor. Çoğu kişinin Karl Marx ve Friedrich Engels’i bir ekonomik teori ortaya atan kişiler sandığını, oysa Marx’ın gençken Hegel’in öğretisinden sonra varoluş soru ve sorunlarıyla ilgili rasyonel düşünce ve mantıkla bir felsefe geliştirmeye çalıştığını, orada ilk fark ettiği şeyin insanın kendine yabancılaşması olduğunu söylüyor: insan aslında olmak istediği biri gibiyken bambaşka bir hayat yaşadığının, doğasına ters bir hayat yaşadığının farkında değil. Bu, kişinin kendine yalnızlığı; kendisiyle sürekli çatışmalar yaşaması ve çoğu zaman bunun nereden kaynaklandığını bilememesi.

“İnsan kendine yabancılaşmıştır.”

Kesiti aç

Kendi anlamını biçince yalnız kalmak

Avcıoğlu, dördüncü alt kategori olan “anlamında tek başınalığı” anlatıyor: insan toplumun genel geçer kurallarına, kendi zihninin şartlandırmalarındaki yanılsamalara ya da insanlıktaki bazı yanılgılara net bir görüş sağlayarak onları fark ettiğinde en azından bir kısmını değiştirebilir. Ama kendine kendi belirlediği kriterler altında bir yaşam biçip öyle yaşamaya başladığında, genel geçer kabulleri bir güvenlik alanı sayan toplumdan ve yakınlarından tepki alır; izole edilebilir, terk edilebilir, olumsuz sıfatlarla anılabilir, hatta yaptırımlara uğrayabilir.

“Kendine, kendi belirlediği ölçütler altında bir yaşam biçtiğinde ve öyle yaşamaya başladığında, bunu genel geçer kabulleri bir güvenlik alanı olarak gören toplumdan ya da çevresindeki yakınlarından çoğu zaman tepki alır.”

Kesiti aç

Herkes konfor alanından mutludur

Avcıoğlu, küçücük bir değişiklik yaptığımızda bile anne babamızın, eşimizin, sevgilimizin, dostlarımızın bizi yalnız bırakacağı korkusunun pek de haksız olmadığını söylüyor; çünkü herkes konfor alanından mutludur ve radikal değişimler, o konforun değerleriyle ters düşen düşünsel, kavramsal ya da pratik değişimler insanları tehdit eder. İnsanlar tehdit algıladığında içgüdüsel olarak, az bir grup hariç, değişimi yapan özneye büyük tepki gösterir; en azından onu izole etmek, dışlamak, ilişkilerini kesmek isterler.

“Herkes konfor alanından mutludur.”

Kesiti aç

Yalnızlık gerçekten zor bir şey

Avcıoğlu, bu dört alt başlıkta tanımladığı yalnızlığın insanın önemli derecede ızdıraplarının, bazı nevrozlarının ve depresif hâllerinin kaynağı olduğunu, yalnızlığın insan için gerçekten zor, kolay olmayan bir şey olduğunu söylüyor; bundan ya da yalnızlıkların sonuçlarından kolayca kurtulunabileceğini vaat edenlerin çok iyimser konuştuğunu belirtiyor. Bu video serisinin amacı içimizde bir hayvan ya da tanrı yaratmak değil; bu varoluş sorununu kapsayarak aşabileceğimiz bazı yanılsamaları ve gerçekleri fark etmek, sahte acılardan, kaygılardan ve korkulardan uzaklaşmak. Yalnızlığın bize yaşattığı, çoğu zaman farkında olmadığımız varoluşsal sorunların büyükçe bir kısmı kapsanarak aşılabilir.

“Yalnızlık insan için gerçekten zor bir şey.”

Kesiti aç

Sıradaki videolar

Yeni bir kesit yayımlanınca haber ver

Sık sık e-posta göndermeyiz; yalnızca yeni video ve canlı yayın tarihi olduğunda. Her e-postanın altındaki bağlantıyla istediğin an ayrılabilirsin.